Trump’ın Pekin ziyareti ile hemen ardından yapılan Xi Jinping-Vladimir Putin görüşmesi birlikte ele alındığında, dünya siyasetindeki iki farklı uluslararası ilişki modelinin karşı karşıya geldiği görülüyor.
Bir tarafta gerileyen Atlantik hegemonyasının pazarlık görüntüsü altında sürdürmeye çalıştığı dayatmalar; diğer tarafta ise gelişen dünyanın güçlerinin çok taraflı işbirliği temelinde şekillendirdiği yeni uluslararası düzen arayışı.
Trump’ın Pekin ziyareti bu açıdan önemliydi. ABD yönetimi bir yandan Çin ile ticaret, teknoloji ve güvenlik başlıklarında uzlaşma ararken, diğer yandan eski hegemonik düzenin temel mekanizmalarını korumaya çalışıyor.
Özellikle Avrupa üzerindeki tahakküm ilişkisini yeni biçimler altında sürdürme, müttefiklerini yeniden hizalama ve Çin’i kendi öncelikleri doğrultusunda sınırlandırma çabası dikkat çekiyor.
SOMUT BAŞARILAR ÜRETEN İŞBİRLİĞİ
Trump’ın pazarlıkçı görüntü altındaki dayatmaları sonuç üretmezken, Çin-Rusya işbirliği somut sonuçlar üreten yeni uluslararası ilişkiler modelinin etkisini büyütüyor. Trump’ın hemen ardından Putin’in Pekin’e gelişi ve Çin ve Rusya liderlerinin ortak açıklamaları, bu gerçeği daha açık biçimde ortaya koydu. Xi Jinping’in vurguladığı “çok taraflılık” anlayışı ile Putin’in “daha adil dünya düzeni” söylemi, diplomatik iyi niyet beyanı olmanın ötesinde anlam taşıyor.
Çin ile Rusya’nın geliştirdiği ilişki modeli, halihazırda hegemonik dayatmaları etkisizleştiren somut sonuçlar üretiyor.
En önemli sonuç, savaş dayatmalarının sınırlandırılması. ABD’nin Rusya’yı tecrit etme stratejisi başarısız olduğu gibi, aynı şekilde Çin’e yönelik ekonomik ve askeri kuşatma girişimleri de hedefine ulaşamıyor. İran’a yönelik doğrudan saldırı ve bölgesel savaşı genişletme potansiyeli taşıyan girişimlerin frenlenmesinde de Çin-Rusya işbirliği ve eşgüdümlü çalışmanın önemli rol oynadığı görülüyor. Ayrıca enerji, finans, ticaret ve diplomasi alanlarında kurulan alternatif mekanizmalar, ABD’nin yaptırım merkezli çabalarının etkisini zayıflatıyor.
GELİŞEN DÜNYANIN ÖNCÜLÜĞÜNDE YÜKSELEN MODEL
Ancak mesele yalnızca Çin ve Rusya’nın çıkarları değil. Bu işbirliği modeli, gelişen dünya ülkelerinin daha adil bir uluslararası düzen özlemi için de yeni bir zemin oluşturuyor. Çünkü burada klasik askeri blok mantığından farklı bir ilişki biçimi gelişiyor: Egemen eşitliği temel alan, karşılıklı kalkınmayı esas alan ve tek taraflı dayatmaları reddeden bir model.
Dahası, bu yeni model yalnızca Küresel Güney için değil, bugün Washington’un dayatmalarına maruz kalan müttefiklerini de ABD merkezli düzenden uzaklaştıran bir zemin oluşturuyor. Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere birçok devlet, Washington’un tahakküm ilişkilerinin maliyetini daha fazla hissediyor. Çin-Rusya işbirliğinin güçlenmesi, onlar açısından da daha dengeli, çok taraflı ve bağımsız bir uluslararası düzene yönelme seçeneğini nesnel çıkarları açısından gerçekçi hale getiriyor.
TÜRKİYE’NİN ÇIKARI
Türkiye açısından da tarihsel önemde bir süreçten geçiliyor.
Türkiye, 80 yıldır Atlantik sisteminin içinde. Buna karşın nesnel çıkarları, Türkiye’yi Atlantik’in sınırlamalarının dışına çıkmaya zorluyor.
Bu nedenle Atlantik’in baskı ve kuşatma siyasetinin hedefindeki ülkelerden biri olan Türkiye açısından çok taraflı yeni dünya düzeninin kuruluşunda aktif rol almak tercih değil, stratejik zorunluluktur.
