Amerikan hegemonyasının çözülüşünü bugün artık yalnızca Çinliler, Ruslar ya da anti-emperyalistler anlatmıyor. Bizzat o hegemonyanın ideologları yazıyor. Hem de alarm zilleri çalarak. Bu nedenle Robert Kagan’ın son yazıları sıradan bir dış politika yorumu olarak ele alınmamalı. Amerikan imparatorluk stratejisinin çöküşünün içeriden kabulü anlamına geliyor.
Robert Kagan, “Trump’ın Nihai Amacı Teslim Olmak” başlıklı son makalesinde, ABD’nin İran karşısında fiilen yenilgiyi kabul ettiğini yazıyor. Daha önemlisi, bunun yalnızca bir savaş kaybı değil, Amerikan hegemonyasının çöküşünde tarihsel bir dönüm noktası olduğunu söylüyor (The Atlantic, 21 Mayıs 2026).
KAGAN’IN KİMLİĞİ
Bu tespiti önemli yapan, Kagan’ın kim olduğu. Kagan, Irak işgalini hazırlayan neo-con çizginin teorisyenlerinden. Bill Kristol ile birlikte kurduğu Project for the New American Century (PNAC), “Yeni Amerikan Yüzyılı” stratejisinin ideolojik merkezlerinden biriydi. Irak’ın işgali, rejim değişikliği operasyonları, Amerikan askeri üstünlüğünün dünyayı yeniden şekillendireceği fikri bu çevreden çıktı. Bugün İran savaşının ABD için “onarılmaz bir stratejik yenilgi” olduğunu yazan kişi, dün Amerikan askeri gücünün dünyayı istediği gibi biçimlendireceğini ateşli bir şekilde savunanların önde gelenlerindendi. İşte haber değeri burada. Çünkü çöküşü artık karşı cephe değil, sistemin mimarları ilan ediyor.
Kagan’ın “İran’da Şah-Mat” başlıklı yazısı bu açıdan tarihsel bir belge niteliğinde. Şöyle diyor: “ABD bu savaşın sonuçlarını artık tersine çeviremez.” (The Atlantic, 10 Mayıs 2026). Bu cümle, yalnızca İran savaşına ilişkin değildir. “Amerikan yüzyılı” fikrinin iflas ilanı.
NEO-CON HAYALLERİN ÇÖKÜŞÜ
Neo-con hareketin temel varsayımı şuydu: ABD askeri gücüyle rejimleri devirebilir, bölgeleri yeniden şekillendirebilir ve ortaya çıkan boşluğu kendi hegemonyasıyla doldurabilir. Afganistan’da denediler. Irak’ta denediler. Libya’da denediler. Suriye’de denediler. İran ise bu stratejinin dayandığı kaya oldu. Çünkü İran yalnızca bir bölge ülkesi değil; Çin-Rusya ekseniyle bütünleşmiş, enerji yolları üzerinde kritik konuma sahip, uzun savaş kapasitesi olan bir devlet. İran’a karşı başlatılan savaşın kısa sürede ABD’nin küresel liderlik krizine dönüşmesi tesadüf değil.
Asıl dikkat çekici olan ise şu: Kagan savaş karşıtı olduğu için bunları söylemiyor. Tam tersine. Bugün bile yazılarında, Trump’ın İran karşısında “kararsız” kaldığını, savaşı yarım bıraktığını, ABD’nin geri çekildiğini savunuyor. Hatta bazı yorumcuların dikkat çektiği gibi, Kagan’ın satır aralarında hâlâ “daha büyük müdahale” eğilimi bulunuyor. (The Spectator, 13 Mayıs 2026).
Yani ortada bir dönüş yok. Bir kapasite yetersizliğinin kabulü var. Eskiden “ABD saldırmalı” diyordu. Şimdi “ABD saldırıyor ama sonuç alamıyor” diyor. Bu nedenle Kagan’ın yazıları, neo-con çizgideki çözülmeyi de gösteriyor. Bugün Washington’daki şahin cephe ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim hâlâ “daha fazla savaş” istiyor. Diğer kesim ise Amerikan gücünün artık eski sonuçları üretemediğini görüyor. Kagan ikinci grupta.
YENİ DÖNEMİN NİTELİĞİ
Çünkü İran savaşı birkaç temel gerçeği açığa çıkardı: Birincisi, ABD artık aynı anda Çin, Rusya ve İran eksenine üstünlük kurabilecek kapasitede değil. İkincisi, askeri üstünlük tek başına siyasi sonuç üretmiyor. Üçüncüsü, uzun savaşlar artık Amerikan hegemonyasını güçlendirmiyor; tersine aşındırıyor.
Kagan’ın en dikkat çekici tespiti de burada ortaya çıkıyor. İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrol kapasitesinin, ABD’nin askeri üstünlüğünü boşa düşürdüğünü anlatıyor. İran’ın savaş sonunda daha etkili hale geldiğini, Çin ve Rusya’nın güç kazandığını, ABD’nin ise hegemonyasını kaybettiğini söylüyor.
Bu aslında içinden geçtiğimiz dönemin uluslararası alandaki siyasal niteliğinin özeti. ABD savaş açıyor ama dünyayı “hizaya getiremiyor”. Tam tersine dünya, ABD sonrası döneme uyum sağlamaya başlıyor. Bu nedenle Kagan’ın yazılarında hissedilen esas duygu öfke değil; çaresizlik. Bir dönemin kapanmakta olduğunu görüyorlar. Irak işgali sırasında neo-conlar “Yeni Amerikan Yüzyılı” ilan ediyordu. Bugün aynı çevrenin teorisyenleri, İran savaşını, Süveyş Krizi’nin İngiliz İmparatorluğu’nun küresel hâkimiyetinin sonunu simgelemesiyle paralel görüyor.
HEGEMON, HEGEMONYASINI KAYBETTİĞİNDE…
Kagan’ın en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri de İsrail’e ilişkin. İran savaşının sonunda İsrail’in tarihte hiç olmadığı kadar yalnızlaşacağını, Körfez ülkelerinin ise ekonomilerini koruyabilmek için Tahran’la uzlaşma arayışına gireceğini savunuyor. Daha da çarpıcısı, bugüne kadar İsrail’in arkasındaki sarsılmaz stratejik dayanak olan Amerikan desteğinin artık ABD içinde bile çözülmeye başladığını, Washington’un Tel Aviv’i yalnız bırakmak zorunda kalacağını hayıflanarak dile getiriyor.
İmparatorlukların en kritik anı, yenildiklerini ilk kez kendilerinin fark ettiği andır. Robert Kagan’ın yazıları tam da o ana işaret ediyor. Kagan yazısını şöyle bitiriyor: “Hegemon güç, hegemonyasını kaybettiğinde işte böyle olur.”
