“Doğalgazın Yıldızı Kıbrıs” yazımızı 16 Şubat 2014’te, “Şeytan Doğalgazda Gizli” yazımızı ise 12 Nisan 2015’te kaleme almıştık. Şam coğrafyası tarih boyunca kimin bölgesel ve hatta evrensel bir güç olacağını belirleyen ana stratejik konumlardan biridir. Bu nedenle Suriye kaynaklı sorunlara kayıtsız kalınmaz. Suriye meselesinin çok taraflı oluşunun nedeni de budur. Suriye’nin tarih boyunca maruz kaldığı, yabancı istilaların, barbar yağmaların, uluslararası savaşların, öğretmen ve öğrencileri cezbeden her dönemin başat bir dürtüsü, ihtiyacı, cazibesi ve saikası vardı. Şahit olduğumuz son Suriye savaşının başat sebebi ise başta doğalgaz olmak üzere enerji kaynaklarının sevkiyatı ve bu önemli emtiaya-servete sahip olanların arasındaki rekabet ve hegemonya mücadelesidir.
Bariz örneklerle sadeleştirelim: Mısır, Doğu Akdeniz’in “enerji yıldızı” gibiydi. 2000’lerin başında, doğalgaz üreten, LNG ihraç eden, Ürdün’e, İsrail’e, Avrupa’ya bile gaz satan bir ülkeydi. Türkiye de Mısır’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithal etti. Özellikle spot piyasa alımları yoluyla Mısır’dan Türkiye’ye LNG sevkiyatları halen devam etmektedir. Peki bu konumda olan Mısır, doğalgaz üreten ve ihraç eden ülke konumundayken, İsrail’e doğalgaz satarken ne oldu da İsrail doğalgazına muhtaç ülke konumuna geldi?
ÜRETENDEN TÜKETENE
Asıl kırılma 2010-2014 arasında yaşandı. Yani özellikle mağrip Arabi ülkeleri (Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır’ın batı coğrafyası) ve maşrık Arap ülkelerine (Mısır’ın doğu coğrafyası-Nil Deltası, Filistin, Lübnan, Suriye, Irak) “demokrasi, ekonomik büyüme, adalet ve huzur” getirecek diye propaganda edilen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin uygulandığı dönemde Mısır, üreten ve satan ülke konumundan, tüketen ve satın alan konumuna geldi. Mısır bu şatafatlı servis edilen projede kaybederken İsrail kazanan taraf oldu. Bazı kesimler bunun sebebini nüfus artışına, Mısır Devleti’nin doğalgazı ve elektriği sübvanse etmesine, ucuz alan vatandaşın doğalgazı ve elektriği “hoyratça” kullanmasına, LNG tesislerinin atıl kalmasına, enerji açığı oluşmasına bağladı. Hüsnü Mübarek döneminin yolsuzluk, anti-demokratik uygulamalarıyla açıklayanlar da var.
Bunlar katkı sunan faktörler arasında sayılabilir. Zira bunlar ana nedenler arasında olsaydı 2011 senesine kadar Mısır birçok sahada doğalgaz keşfeden, Nil deltasında doğalgaz yataklarını ortaya çıkaran, LNG üretecek tesislere sahip ve ihracatta zirve yapan, en yakın rakibi İsrail’e bile doğalgaz satan ülke olabilir miydi? O halde temel sebebe odaklanalım; Mısır’da sahaya sürülen BOP’un mahalli işbirlikçileri Mısır’ın kanını bitler ve yarasalar gibi emdi. 2011 sonrasında Mısır’da ekonomik kriz, güvenlik sorunları, yatırım yapan yerli ve yabancı sermayenin kaçışı, Sina’daki sabotajlar enerji altyapısını çok kötü etkiledi. Sina’daki boru hatları defalarca saldırıya uğradı. En büyük zararı Mısır’dan Ürdün’e buradan Suriye’ye doğalgaz taşıyan hatlar gördü. Bu konuyu daha önceki yazılarımızda işlemiştik;
TÜRKİYE’YE GAZ AKIŞI OLACAKTI
2010 senesinde Mısır-Suriye ve Suriye-Türkiye arasında doğalgaz işbirliği mutabakatına varmıştı. Mısır’dan gelecek doğalgaz Suriye’den Lübnan’a da verilecekti. Ayrıca bu gaz için Suriye tarafında Halep’te, Türkiye tarafında Gaziantep’te doğalgaz depolama tesisleri ve dağıtım şebekeleri inşa edildi.
Bu projenin atıl olması ve Mısır doğalgazının ulaşmaması için Mısır’dan sonra Suriye’yi patlattılar. Mısır ve Suriye toplumsal ve güvenlik sorunlarıyla boğuşurkenTamar ve Leviathan doğalgaz sahaları Doğu Akdeniz’in en büyük üretim tesisleri oldu ve ithalatçı ülke konumundan ihracatçı ülke durumuna geçti. Mısır 2040’a kadar İsrail gazını almak için sözleşme imzalamış. Şu ana kadar İsrail’den ithal ettiği gaz için Netanyahu hükümetine 35 milyar dolardan fazla para ödedi. Transit, işleme ve ihraç etme konumunda olan Mısır İsrail gazı sayesinde de Doğu Akdeniz’de enerji merkezi (üssü) olmak istiyor. Aslında Mısır’ın konumu Türkiye’nin enerji üssü olma hedefiyle örtüşmektedir.
Bu nedenle Mısır ABD ve Avrupa ile ilişkilerini “iyi” tutması için İsrail ile “iyi” ilişkilerini koruması gerektiğine inanıyor. Bu da Mısır’ın dış siyasette tam bağımsız ve egemen davranması önünde engel teşkil ediyor. Hatta Mısır’ın Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum kesimi, İngiltere ve ABD ile Kıbrıs adası ve Doğu Akdeniz’de İsrail’in stratejik çıkarlarıyla uyumlu olmasını sağlıyor. Türkiye-Mısır ilişkileri iyileşme göstermesine rağmen ve bu sayede Mısır (Türkiye de benzeri bir amaç arzulamaktadır) İsrail ve ABD’ye olan bağımlılıktan azad olmanın alternatif arayışları içindedir.
DENİZ YETKİ ALANLARI
İsrail, doğalgaz rekabetinde Mısır’a karşı elde ettiği üstünlüğü Kıbrıs, Lübnan ve Suriye sahalarında mevcut olan doğalgaz sahalarının kaderini eline almak için ciddi bir çaba içindedir. Suriye’deki yeni rejimin başında olan Ahmed Şara ile Yunanistan, Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’yle (ABD’nin oluruyla) yaptığı aleni ve kamuoyu ile paylaşılmayan görüşmeleri ve Doğu Akdeniz konusunda temas kurması esas olarak üç büyük başlıkla ilgilidir: Deniz yetki alanları, doğalgaz ve enerji taşımacılığı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz stratejisini dengeleme arayışı.
Bu konu henüz tam kurumsallaşmış anlaşmalar düzeyinde görünmese de, jeopolitik açıdan çok önemli potansiyeller içeriyor. Burada temel mesele sadece gaz değil: Deniz yetki alanları, münhasır ekonomik bölgeler (MEB), enerji koridorları, askeri nüfuz, liman kontrolü ve İsrail’in oluşturduğu bu eksenin (mihverin) Türkiye’yi ne oranda Doğu Akdeniz enerji haritasından dışlayacağı, Doğu Akdeniz (EastMed) hattı gibi projeler ve Avrupa’ya alternatif enerji arzı hedefleri bir bütün içinde değerlendirilmelidir. Suriye burada (özellikle de Türkiye için) merkez ülke konumundadır. Suriye’nin uzun Akdeniz kıyısı var. Eğer Şam yönetimi Yunanistan, Güney Kıbrıs, Fransa eksenine yaklaşırsa, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yalnızlaşması ihtimali artabilir. Özellikle kritik konu, Suriye’nin gelecekte ilan edeceği deniz yetki alanlarıdır. Suriye, Türkiye’nin Doğu Akdeniz tezlerine yakın mı duracak yoksa?
ANKARA İÇİN TEHDİT
Eğer Şam, GKRY tezlerini destekler, Türkiye-KKTC hattına karşı pozisyon alır, EastMed benzeri projelere katılırsa, Ankara bunu stratejik tehdit görebilir. Bu durumda Türkiye, ekonomik baskı, siyasi baskı, askeri caydırıcılık, kuzey Suriye kartı, muhalif ağlar, ticaret kontrolü gibi araçları devreye sokabilir. Zira Ankara, Doğu Akdeniz’de kendisini çevreleme stratejisi yürütüldüğüne inanıyor. İnsan aklı unutkandır. Hatırlatalım; 2011 öncesi Suriye etrafındaki enerji projeleri konusu, Orta Doğu jeopolitiğinin en tartışmalı başlıklarından biriydi. Özellikle “Suriye savaşı bir doğalgaz boru hattı savaşıydı.” ve enerji rekabeti önemli bir katmandı.
Rus gazına olan bağımlılıktan kurtulmak için Avrupa’da Körfez gazını Suriye üzerinden Akdeniz’e taşıma fikri, İran gazını Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlama fikri, Katar gazını Suriye üzerinden Akdeniz’e taşıma fikri ve bu esnada Türkiye’yi de enerji koridoru yapma stratejisi popülerdi. Ama ve lakin Suriye bu denklemde kritik coğrafyaydı. Katar gazı, İran gazı, Rus gazı aynı anda Akdeniz/Avrupa denklemine girerse, İsrail’in stratejik enerji rolü kesinlikle zayıflardı. Ayrıca İsrail’in temel önceliği yalnızca enerji değildi. Böyle bir ağın örülmesi İran’ın Suriye’de güçlenmesi, Lübnan Hizbullah lojistik hattının pekişmesini de sağlayacaktı. İransız yapalım tezine karşı Esad razı olmadı. Akıbeti ortada. Bakalım doğalgaz savaşlarının ikinci bölümünde Doğu Akdeniz gazında saklı olan şeytanın akıbeti ne olacak?
