Gazze Halkının Katili Kim?

GİRİŞ: 09.11.2023 16:06      GÜNCELLEME: 09.11.2023 16:06
Rasthaber -  Dünya hayatında birçok olay sebep sonuç ilişkisi ile bire bir ilintilidir. Bir başka deyişle, analitik olarak olaylar tahlil edilirken siyak ve sibak kapsamında değerlendirilir ve yorumlanır. İsterseniz olayı "illiyet" kavramı üzerinden değerlendirelim. İnsanî ilişkilerde ilk kan döken, ilk katil olan Âdem aleyhiselâmın oğlu olduğuna göre hadis-i şerifte belirtildiği üzere kıyamete kadar her akıtılan kanda Kabil'in ortaklığı vardır. İslâm ümmetini bağlı ve sorumlu kılan Hazreti Muhammed'in getirdiği şeriattır. Bu şeriat ile, bu hukuk sistemi ile dünya insanlığına namütenahi yetkinlikte mükemmel bir medeniyet projesi sunuldu. Bu medeniyet projesi, 5 temel insani değerin teminat altına alınmasını, "devlet aygıtı" aracılığı ile "ilâhî bir misyon olarak" İslâm ümmetine tevdî edilmiş durumda. Bu 5 temel ögenin ilki "can emmiyeti"dir. İslâm'da devlet mekanizmasının en temel önceliği vatandaşlarının, (sonraki aşamada ise tüm dünya insanlarının) can güvenliğini teminat altına almaktır. Münferiden işlenen cinayetler, "Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız.”

(Bakara: 178-179) âyetlerinde, dinin korumayı hedeflediği temel değerlerden biri olan can güvenliği ile ilgili bir tedbir olarak "kısas" öngörülmektedir. Can güvenliği, "caydırıcı ilâhî prensiple" etkin bir şekilde teminat altına alınmış olur. Uluslararası yönüyle ise, bir coğrafyada zulüm ve kan dökmeye yönelik bir teşebbüs varsa bunun önlenip bertaraf edilmesi ümmetin ve dolayısıyla İslâm devletinin uhdesindedir. (Hadid: 25; Al-i İmrân: 110) Bunun ön şartı ise liyakat sahibi ve dirayet ehli yöneticilerin iş başında olmasıdır. (Yunus: 35; Nisa: 58) Bu kurallar ihlâl edilirse hiç kuşkusuz, fay hattı kırılması ve eksen kayması yaşanır. Bunun sonucu ise başta can emniyeti olmak üzere 5 temel ögenin emniyet ve güvenliği ortadan kalkar. Nitekim Sevgili Peygamberimiz ahirete irtihâl eder etmez Beni Said'in Sakife'sinde Ensar'dan Saad bin Ubade'nin halife seçilme teşebbüsü ve sonrasında yaşanan gelişmelerle birlikte ilâhî buyruk olarak vasî tayin edilenlerin ekarte edilmesi sonucu medeniyet projesi de akamete uğramış oldu. Ehl-i Sünnet'in kronolojik anlayışı ile izah edecek olursak: İkinci halife suikastle, üçüncü halife halk ayaklanması ile, dördüncü halife (İmâm Ali) suikastle katle maruz kaldılar. İmâm Ali'nin iktidarı döneminde iç isyanlar başlamış ve Cemel, Sıffîn ve Nehrevan'da oluk oluk insan kanı akmıştı. Diyalektik anlamda sebep sonuç ilişkisi eksen kaymasını beraberinde getirince meğer ne üzücü hadiseler oluyormuş. Nitekim Ehl-i Beyt muhibbi insanlarımız diyor ki: "İmâm Ali de, İmâm Hüseyin de Sakife'de katledildi." Demek okuyor ki, işin başında can güvenliği ortadan kalkmış. Sonrasında ise Emevîlerin iktidara gelip bir taraftan komşu beldelere yalın kılıç saldırmaları, diğer taraftan muhalif gördükleri Ehl-i Beyt İmâmları'nı ve Ehl-i Beyt muhibbi insanları katletmeleri can emniyetini daha o dönemde tamamen ortadan kaldırmış oldu.

Bu uzunca girizgâhtan sonra şimdi başlığımızdaki soruyu tekrar sormuş olalım: Gazze halkının katili kim? Sayın okuyucumuz, açıklamalarımızı absürt görenler olacaktır ancak kesin bir kural olarak ifade etmiş olalım, eşyanın ve olguların tabiatı boşluk kabul etmemektedir. Olması gereken, olması gerektiği yerde olmazsa bu boşluğu batıl doldurmuş olur. Biz Siyonist çeteye kızıyoruz, biz Siyonist katil sürüsüne hamilik yapan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi (tarihteki haçlıların günümüzdeki versiyonu olan) Batılı ülkelere kızıyor ve onlara lânet okuyoruz. Elbette kızacağız, elbette lânet okuyacağız, ancak ümmet olarak biz neredeyiz. 57 tane Müslüman ülke var, bunların başındaki siyasîler ne yapmaktadır? Onların görevi lânet okumak ve kınamak değil, hareket etmektir. Biraz evvel ifade ettiğimiz gibi, eşyanın ve olguların tabiatı boşluk kabul etmemektedir. Allah Teâlâ bu ümmete birliği emrediyor. Birlik bir yönüyle önleyici tedbirdir. Ümmetin Birliği en büyük caydırıcı güçtür. (Enfâl: 46)

Bu olmayınca meydan katil sürüsüne kalıyor. Sorumluluğun yerine getirilmeyişi çok büyük bir vebal. Bu öyle bir vebal ki, bugün Siyonist çetenin işlediği cinayetlere ortak olunmaktadır. Bu cinayet 2 milyara varan İslâm ümmetinin gözü önünde gerçekleşiyor ve ümmet seyrediyor. Münferiden, yani bireysel olarak her bir Müslüman kahır içerisinde hüzne gark olmuş vaziyette. Ancak Müslüman ülkelerin başındaki siyasîler eğer Gazze için yapılması gereken hususunda somut adım atmıyorlarsa bu cinayete ortak olmaktan muaf değiller. Rabbimiz hiçbir insana kaldıramayacağı yükten fazlasını yüklemez. (Bakara: 286) Şu hâlde Gazze'nin ve Filistin'in kurtuluşu İslâm Birliği'ne bağlıysa ve bu birlik tesis edilmiyorsa bunun vebali birlik çağrısına yanaşmayan siyasîleredir. Bu nedenle biz diyoruz ki, İslâm Birliği için çabalamayan her siyasî lider Gazze'deki cinayete ortaktır. Merhum Erbakan Hocamız ne diyordu? "Hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi mezhepten olursan ol eğer 'İslâm Birliği' ve 'Adil Düzen' için mücadele etmiyorsan beş para etmezsin." Bugün Gazze bağlamında gelinen nokta itibariyle biz Müslüman ülkelerin başındaki siyasîlere şöyle sesleniyoruz: "Hangi coğrafyada, hangi memlekette olursan ol, bulunduğun makam itibariyle eğer "İslâm Birliği" ve "Adil Düzen" için mücadele etmezsen şunu bil ki Gazze'de ölen insanların katliamına sen de ortaksın. Zira İslâm Birliği'nin olmayışı zalimlere bu cinayetleri işleme fırsatı veriyor. Dolayısıyla bu cinayetlere siz de ortaksınız. Elbette bu cinayete Birleşmiş Milletler de ortak. Zira, Birleşmiş Milletler dünya sûlhunu teminat altına almak için kurulmuştu. Ama bu kurum Batılı ülkeler tarafından kurulduğu için ve Müslüman olmayan 5 ülkeye veto yetkisi verildiği için, katledilenler Müslüman olunca bunlar kılını kıpırdatmamakta ve sadece kınama mesajı ile yetinmektedirler. Bu yüzden Merhum Erbakan Hocamız'ın hedefi, D-60 kurulduktan sonra D-160'ı hayata geçirerek anti-emperyalist ülkelerle yeni bir Birleşmiş Milletler tesis ederek, yeni bir dünya düzeni oluşturmaktı. Bu projeler mutlaka hayata geçirilmeliydi. Ne yazık ki, Siyonistlerin içimizdeki piyonu olan Çevik Bir ve avanesinin 28 Şubat darbesini yapmakla bu projelere engel oldular. 22 yıldır iktidarda olan AKP bu projeye sahip çıkmalıydı. Bu projeyi hayata geçirmek için çabalamalıydı. "Size ne oluyor ki, yardımlaşmıyorsunuz?"

(Sâffât: 25)

Kâfirlere/İslâm düşmanlarına bakıyoruz nasılda dayanışma içerisindeler. Büyük şeytan ABD başta olmak üzere İngiltere ve Fransa deniz kuvvetlerini, uçak gemilerini ve kruvazörlerini alel acele bölgeye sevk ettiler ve Siyonist katiller daha rahat cinayet işlesin/daha rahat soykırım yapsın diye teyakkuz hâlinde nöbet tutup Müslüman ülkelere gözdağı veriyorlar. Eski bir terim var: "Kahpe Bizans." Bu söz kendilerine ne kadar da yakışıyor. Maide 51'nci ayette, "Yahudi ve Hristiyanlar birbirlerinin dostudurlar." deniliyor. Bakınız, bu dostluklarını mazlum Gazze halkının katledilmesi hususunda nasıl da pekiştiriyorlar. Sevgili Peygamberimiz, "Küfür tek millettir." derken adeta buna işaret etmektedir. Bunu anladık, ancak anlamadığımız ve anlamlandıramadığımız bir husus ise 2 milyar İslâm ümmetinin ve bu ümmetin başındaki siyasîlerin nerede olduğudur! "Eşya ve olguların tabiatı boşluk kabul etmemektedir." demiştik. 57 parçaya bölünmüş olan İslâm ümmeti birlik içerisinde tek devlet yapılanmasına sahip olmadığından dolayı bir avuç Siyonist çete bu dağınıklığımızı fırsata dönüştürmüş ve buna istinaden çok rahat bir şekilde Gazzeli kardeşlerimize yönelik soykırımlarını sürdürmektedir. Sonuç olarak tekrar ifade edecek olursak, Müslüman ülkelerin başındaki siyasîler İslâm Birliği'ni tesis etmek için çaba içerisinde değillerse Gazze'de işlenen cinayete birincil olarak ortaktırlar. Bütün mesele sönüp dolaşıp İslâm Birliği hedefine odaklanmaktadır. Zira çözüm orada. Bu birlik tesis edilirse İsrail diye bir çete ortada kalmayacaktır.

"Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil rüsvâ etsin, onlara karşı size yardım ve zafer ihsân buyursun, baskı ve zulüm altında inleyen mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın!" (Tevbe: 14)

YORUMLAR

Haci Bayazit 8 ay önce
Allah(c.c) alemleri dua/din ahlak maneviyat ve doğruluk/adalet üzerine bina etmiştir. Alemdeki bütün olaylar bu iki kurala uygun gelişir. Haram ve Haksızlığın girdiği yerden iman çıkar; imanını yitiren kul/kişi insan olma vasfını kaybeder siyasi ve maddi menfati beklentisi ile esir alınır’... yani, şeytan onu esir alır boynuna ipi takar ipin ucunu emperyal küresel gücün eline verir. Emperyal güçleri gündeme almak suçu onlar üzerine yıkmak; islamın en büyük düşmanı siyonist yahüdünün yumurta ikiz kardeşi siyasal islamcıları perdeliyor; işlediği günahlar ile taraftarını şarhoş ederek Allah(c.c) ile aldatıp muhalifetin islam hazımsızlığı ile sarhoş ederek Allah’a savaş açtıran siyasal islamcıları perdeliyor.

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM