Siyaseti Yönlendiren Şiilik ve Siyasetin Yönlendirdiği Şiiler

GİRİŞ: 02.09.2021 12:22      GÜNCELLEME: 02.09.2021 12:22
Rasthaber -  Allah’ın Adıyla

Şiiliğin tarihine bakıldığında siyasi mücadelenin hiç kesintiye uğramadan her asırda devam ettiği görülür. İktidarlara bakışları ancak Şii siyasi ilkeleri ile olmuştur; iktidarların meşruluğunu onunla ölçerlerdi. Hangi iktidarla nereye kadar beraber olabileceklerini o ilkelerle belirlerdi.

Yani siyasete yön veremeseler de siyasetin kendilerini yönlendirmesine izin vermezlerdi. Siyasi mücadele kesintisiz devam etmesine rağmen maalesef tarihte siyaseti yönlendiren Şiilik son zamanlara kadar bir sistem olarak ortaya çıkmamıştır. Siyasetin yönlendiremediği alimler ya zindana atılmış, ya sürgüne gönderilmiş veyahut şehid edilmişlerdir.

Siyaset, Şiiliği asla yönlendirememiştir ama siyasetin yönlendirdiği bazı Şiiler tarihte hep var olmuştur. Bunlar maslahat adı altında iktidarın nimetlerinden yararlanmaktan çekinmemiş ve iktidarda kim olursa olsun karşı gelmemişlerdir.

İmam Humeyni (ra) öncesine kadar Şii ulemanın üç seçeneği vardı; ya bireysel olarak siyasete yön vermeye çalışmış ya siyasetin yönlendirdiği alimler olarak iktidarın yanında yer almış ya da siyasetten uzak kalmayı tercih etmişlerdir.

İmam Humeyni(ra) tarafından siyasete yön veren Şiiliğin ortaya çıkmasıyla yeni bir dönem başlamış oluyordu. İslam İnkılabının zaferiyle siyasete yön veren Şiilik ilk defa bir sistem olarak İran'da ortaya çıkmış oldu.

Böylece siyasete yön veren Şiilik dünya sathında etkinliğini göstermeye başlamıştır.

İran dışındaki Şiiler için seçenekler artık azalıyordu. Çünkü ya imamet inancına göre temeli atılmış, zulme ve istikbara karşı mücadele ilkeleri belirlenmiş ve siyasete yön veren Şiiliği kabul edeceklerdi veya siyasetin yönlendirdiği Şiiler olmaya devam edeceklerdi.

Siyasete yön veren Şiiliği içselleştirmeyen; zulme, adaletsizliğe ve baskıya direnmeyen Şiiler, tağuti siyasetlerin, baskıcı iktidarların çizdiği daireden çıkamadılar.

Uluslararası sulta sisteminin genelde Müslümanlar özelde ise Şiiler üzerindeki planlarından birisi de işte buydu.  Müslümanların namaz ve orucuyla, taharet ve abdestiyle, zekat ve haccıyla, Muharrem, matem ve Erbain yürüyüşü ile bir düşmanlığı olmayacak, çerçevesini kendilerinin belirlediği siyasetin güdümünde olduğu müddetçe dini ritüellerini yerine getirmelerinde herhangi bir beis görmeyecekti.

 Ama Şiilik düşüncesi toplumu yönlendirmek ve siyasi sistem ilkelerini gündeme getirmek istediği takdirde tahammül edilmeyecekti.

Günümüzde başta İran ve Irak olmak üzere merceiyetin belirleyici olduğu ülkeler ve bölgelerde Şiiler siyasete ilkeler doğrultusunda yön verebiliyorsa İmamet çizgisini sürdürmüş olacaklardır. Ama başkalarının belirlediği siyasetlere teslim olarak bir takım çıkarlar, içi boş birlik beraberlik sloganları bahane ederek  siyasetin belirlediği çizgide hareket ederse o zaman siyasetin yönlendirdiği Şiiler olmaktan kurtulamayacaktır.

Bu kural tüm Şiiler için geçerli bir kural olup İran İslam Cumhuriyetinde de inkılap ilkeleri ve paradigması terk edilip milli menfaat, maslahat, emniyet paradigmasına evrildiği takdirde artık siyasete yön veren Şiilikten ayrılmış, siyasetin yönlendirdiği Şiilere dönüşmüş olacaktır. Uluslararası sulta sisteminin  uyguladığı yaptırım ve baskıların  baş amacı da İran’ı İnkılap çizgisinden saptırma ve uluslar arası toplum dedikleri sisteme katmak yönündedir.

Irak nereye evriliyor?

Sulta sisteminin öncüsü ABD artık askeri saldırılar, askeri darbeler ve işgallerle emperyal emellerine ulaşamayacağı sonucuna varmış bulunuyor. Bunu hem teorik olarak kabullenmiş hem de pratikte uygulamaya koymuş bulunuyor. Afganistan’dan rezil bir şekilde kaçışı da bunun en açık örneğidir. Irak’tan da askerlerini tamamen çekmek zorunda olduğunu biliyor.

ABD ve müttefiklerinin halkların direnişi karşısında askeri yenilgiler almaları onların emperyal  emellerinden vazgeçtiği olarak algılanmamalıdır.

ABD, dini kullanmanın, hedefinden saptırmanın dini düşünceyi yıkmaktan daha kolay olduğunu anlamış olarak Irak’ta siyasal idareyi yönetecek Şiiliği engellemek için siyasetin yönlendirdiği Şiileri kullanmak yöntemini seçmiş bulunuyor.

Dört yıl önce yapılan seçimlerde halkın destek ve iradesiyle iş başına gelen Adil Abdulmehdi hükümetinin anti-emperyalist siyasetlerine tahammül edemeyen ABD Irak içindeki kuklalarını hareket geçirerek geniş çaplı gösteriler başlattı. Bu planın farkında olmayan bazı dini çevreler de güya ülkede huzurun sağlanması kagısıyla Adil Abdulmehdi hükümetinin istifası etmesini ve yerine tarafsız bir kişinin başbakanlığında bir hükümetin kurulmasını istediler. Yani bilerek veya bilmeyerek ABD’nin sinsi planına yardımcı oldular.

Bilindiği üzere bu plan doğrultusunda Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi Mühendis’in şehadetinde ABD ile işbirliği yaptığı sanılan Mustafa El-Kazimi iş başına getirildi.

ABD, Irak’ta, arkasında din/mezhep ve milli/etnik güç olan Kazimi hükümetini sağlamlaştırıp istediği rejimi oluşturarak işgal ile fethedemediği Irak’ı din ile fethetmiş olacaktır.

2021 yılın başlangıcında Papa’nın Irak ziyareti rastgele gerçekleşmemişti, büyük bir planın bir parçasıydı.

Papa’nın Irak ziyareti pratikte bu sürecin adımlarından biriydi. Papa’nın ziyaretiyle “DİNLERARASI DİYALOG” adı altında düzenlenen konferans Irak’ı din ile dizayn etme projesinin bir parçasıydı.

Papa’nın ziyaretinde Irak sokaklarındaki Billboardlarda Ayetullah Sistani’ye ait olduğu söylenen şu cümle yazılıydı; “ SİZ BİZİM BİR PARÇAMIZSINIZ BİZ DE SİZİN BİR PARÇANIZ.” Bu cümle Ayetullah Sistani’ye ait midir bilmiyorum ama merceiyeti bu plana dahil etme çabaları gözden kaçmıyor. Siyasetin Irak’ta Şiileri yönlendirme projesi de böylece hayata geçirilmek isteniyor.

Tarih boyunca Şiiliğin en büyük iftihar ve başarılarından biri hiç kuşkusuz merceiyyetin siyasetin güdümüne girmemiş olmasıdır. Emperyal güç onlarca yıldır bunu kırmaya çalışıyor, merceiyeti siyasetin yönlendirmesi için çaba harcıyor. Şimdilik bu hedefine ne kadar ulaştığı tartışılabilir ama  sürdürülen gizli açık planlar sulta sisteminin gelecekte bu siyasete daha çok yoğunlaşacağının işaretleridir.

Irak’ta bir ay sonra düzenlenecek genel seçimler  arefesinde Fransa Cumhurbaşkanı  Macron’un sulta sisteminin temsilciliğinde Bağdat’ta düzenlenen Irak’a Komşu Ülkeler Toplantısında boy göstermesi, Irak’a komşu Suriye’nin bu toplantıya davet edilmemesi, Emmanuel Macron Kazimeyn’de İki masum İmam’ın  haremlerini ziyaret ederek inanmadığı kutsallara saygı gösterir gibi  davranması vb davranışları aynı emperyal plan çerçevesinde değerlendirilmelidir. Uğursuz planlarını gerçekleştirmek için Mustafa Kazimi’yi bir ay sonra yapılacak seçimlerde galip çıkarma çabaları bu planın ilk adımıdır.

Sabahattin Türkyılmaz

YORUMLAR

MURAT NAZLI 1 ay önce
Son yıllarda bu konularda yabancı basında haber çıkıyordu... Biz Türkiyeli Müslüman ve Ehli Beyt dostları olarak değil uzağı görmek burnumuzun dibini bile göremediğimiz için bu konularda bilgisiz ve ilgisiz olmamız normal. Fakat düşman uyumaz, ABD ve İsrail uyumaz. Onlar gece gündüz çalışıp araştırma yapıyorlar ve uyguluyorlar biz ise onların çalışma ve siyasetlerini dahi okumaktan takip edip bilgi sahibi olmaktan uzağız vesselam............ Eldeki malzeme bu. Biz böyle olmaya devam ettikçe ABD de İsrail de Şeytan da istediği senaryoyu yazar ve oynatır...................
Analiz 1 ay önce
Ayetullah Sistani'nin o sözü bilboardlarda asılı ise bu durum Ayetullah Sistani'nin kulağına gitmemiş mi yada bilgisi yok mu. Eğer varsa bu söz bana ait değildir der diye düşünüyorum.
Ebu Mehdi 1 ay önce
Irak'ın şuan ki siyasetinin müslümanlardan ziyade Batıya yönelik olduğunun en bariz örneği şu: Avrupa'da müslümanlara karşı en sert devlet politikasını sürdüren ülkelerin başında Fransa gelmektedir. Ve Şia'nın merkezi olduğunu düşündüğümüz bir ülke olan Irak'ın İslam karşıtı çıkışlarıyla meşhur olan Macron'nu adeta şov yaparak Masum İmamları ziyarete götürmesi batının ne kadar önemsendiğini gösteriyor. "Sen dinimize hakaret etsende, biz seni başımızda taşırız" mantığı kölelikten kurtulamamışların düşüncesidir.

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM