Adı Yemen’dir… Giden Gelmiyor, Acep Nedendir?

Hüseyin Kaya

Yemen’de savaşın adı değişiyor, acısı değişmiyor. Çocuklar açlıkla, anneler evlat korkusuyla, milyonlarca insan yarınsızlıkla mücadele ediyor. Dünya ise bir kez daha kendi çıkarlarının gölgesinde insanlığın sesini duymakta zorlanıyor.

“Adı Yemen’dir, giden gelmiyor, acep nedendir…”

Bu türküyü dinlediğimizde yalnızca geçmişin çöllerinde kaybolan askerleri, evlatlarının yolunu gözleyen anaları hatırlamayız. Bir halkın bitmeyen acısını, savaşların insandan neler götürdüğünü ve değişmeyen bir insanlık dramını da hatırlarız.

Aradan yıllar geçti. Dünya değişti, teknoloji ilerledi, insanlık uzaya araçlar gönderdi. Ancak Yemen’de bir çocuğun açlığını gidermek, bir annenin gözyaşını dindirmek ve bir halkı savaşın pençesinden kurtarmak konusunda aynı ilerlemeyi sağlayamadık.

Yemen hâlâ uzak mı bize, yoksa biz mi Yemen’in acısına uzak düştük?

Bugün bu soruyu sormak her zamankinden daha önemli. Çünkü Yemen’de yaşananlar artık yalnızca geçmişten kalan bir savaşın hikâyesi değil; günümüzde derinleşen insani krizin, bölgesel güç mücadelelerinin ve uluslararası toplumun sorumluluk sınavının da adıdır.

Yemen’de milyonlar açlıkla mücadele ediyor

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) 2026 yılı planlamasına göre Yemen’de 22 milyondan fazla insanın insani yardıma ve korunmaya ihtiyacı var. Yaklaşık 18,3 milyon insan akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya; beş yaşın altındaki 2,2 milyondan fazla çocuk ise akut yetersiz beslenmeden etkileniyor. Bu rakamlar, savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını, sofralara, hastanelere ve çocukların geleceğine kadar uzandığını gösteriyor. (Kaynak: OCHA, Yemen 2026 İnsani İhtiyaçlar ve Müdahale Planı.)

Üstelik Ekim 2026’da yayımlanan Birleşmiş Milletler açıklamaları, krizin daha da ağırlaştığına işaret ediyor. Uluslararası Göç Örgütü, 1 Ağustos ile 4 Ekim arasında çatışmalar nedeniyle 184 binden fazla insanın yerinden edildiğini bildirdi. Taiz kentinde ise çatışmalar ve ulaşım yollarının kapanması nedeniyle yüz binlerce insanın insani yardıma erişimi ciddi biçimde aksadı. Birleşmiş Milletler kuruluşları, gıda ve suya ulaşmanın giderek zorlaştığı konusunda uyarıda bulundu. (Kaynaklar: IOM, 5 Ekim 2026; BM Cenevre Ofisi, 23 Ekim 2026.)

Bir düşünün…

Bir çocuğun karnını doyurmak için gereken ekmek, nasıl olur da siyasi hesapların, silahlı mücadelelerin ve güç savaşlarının arasında ulaşılamaz hâle gelir? Bir annenin çocuğuna temiz su bulması neden bu kadar zorlaşır? Hastaneler ilaçsız kalırken, insanlar tedaviye ulaşamazken dünya hangi başarılarıyla övünebilir?

Yemen’de yaşananlar, insanlığın kendi eliyle büyüttüğü çelişkilerin acı bir tablosudur.

Savaşın kararını verenler başka, bedelini ödeyenler başkadır. Silahların başında oturanlar siyasi hesaplar yaparken yıkılan evlerin altında kalanlar, açlıkla mücadele edenler ve evlerini terk etmek zorunda kalanlar sıradan insanlardır.

Ve ne yazık ki en ağır bedeli çoğu zaman çocuklar öder.

Barış söylemi, çıkar hesapları ve emperyalizm

Dünya siyasetinde barıştan, özgürlükten, insan haklarından ve demokrasiden söz edenlerin sayısı az değil. Fakat bu kavramların gerçek anlamı, çıkarların çatıştığı anlarda ortaya çıkıyor.

Bir ülkedeki zulüm yüksek sesle eleştirilirken başka bir yerdeki benzer acılar görmezden geliniyorsa burada ciddi bir ahlaki tutarsızlık vardır. Bir halkın özgürlüğü savunulurken başka bir halkın yaşadığı yıkım sessizlikle karşılanıyorsa adalet, evrensel bir ilke olmaktan çıkarak siyasi bir araca dönüşür.

Yemen bize tam da bunu düşündürüyor.

Bölgesel güç mücadeleleri, dış müdahaleler, yerel iktidar hesapları ve silahlı gruplar arasındaki çatışmalar, ülkenin geleceğini belirleyen etkenler arasında. Ancak bütün bu karmaşık ilişkiler, sivillerin yaşadığı acıları açıklamak için kullanılabilir; onları mazur göstermek için değil.

Kim yaparsa yapsın, sivillere yönelik saldırılar, insanların açlığa mahkûm edilmesi ve insani yardımların engellenmesi kabul edilemez.

Çünkü adalet, dostlarımızın yanlışlarını örtmek, düşmanlarımızın yanlışlarını büyütmek değildir. Adalet, kimin yaptığına bakmaksızın yanlışa yanlış diyebilmektir.

Emperyalizmi yalnızca belli ülkelerin politikalarında aramak da yeterli değildir. Bir halkın yoksulluğunu, başka bir gücün nüfuz alanını genişletmek için kullanmak; insanların yaşam hakkını ekonomik ve siyasi çıkarların gerisine itmek de aynı ahlaki sorgulamayı gerektirir.

Yemen’in geleceği, Yemen halkının hayatından daha değerli hiçbir stratejik hesabın bulunmadığını kabul etmekle başlayacaktır.

İslam kardeşliği nerede kaldı?

Müslüman toplumlar kardeşlikten, ümmet bilincinden, merhametten ve adaletten söz ediyor. Kürsülerde, hutbelerde ve siyasi meydanlarda bu kavramlar sıkça dile getiriliyor. Peki, Yemen’deki çocukların yaşam hakkı söz konusu olduğunda bu sözler ne kadar gerçek bir sorumluluğa dönüşüyor?

Peygamberimizin Müslümanlar arasındaki kardeşliği, birbirine zulmetmeme ve birbirini yardımsız bırakmama ilkesi üzerinden tarif eden öğütleri bugün her zamankinden daha fazla hatırlanmaya muhtaçtır.

Kardeşlik, yalnızca aynı inancı paylaşanlara söylenen güzel bir söz değildir. Kardeşlik; adaletsizlik karşısında ses çıkarmak, mazlumun yanında durmak ve kendi çıkarımıza dokunduğunda da doğruyu savunabilmektir.

Üstelik bir insanın acısını önemsemek için onunla aynı dine, mezhebe veya millete mensup olmak gerekmez. Yemenli bir çocuğun hayatı ne kadar değerliyse Gazze’deki, Sudan’daki, Ukrayna’daki veya dünyanın başka bir köşesindeki çocuğun hayatı da o kadar değerlidir.

İnsanlık, acıları yarıştırarak değil, her insanın yaşam hakkını savunarak yükselebilir.

Bu nedenle Yemen meselesini yalnızca bir mezhep tartışmasına veya Müslümanların kendi iç meselesine indirgemek büyük bir yanılgıdır. Burada evrensel bir adalet ve insanlık meselesi vardır.

Vicdanımız da gündemle birlikte mi değişiyor?

Günümüz dünyasında acılar da haberlerin ömrü kadar yaşıyor sanki. Bir çocuğun açlığı birkaç dakika ekranlara taşınıyor, bir kentin yıkımı manşetlere çıkıyor, ardından başka bir kriz gündemi devralıyor.

Peki, vicdanımız da gündemle birlikte mi değişiyor?

Yemen’de milyonlarca insanın yardıma ihtiyaç duyması, yalnızca istatistiklerden oluşan bir haber değildir. Her rakamın arkasında bir hayat, her hayatın arkasında bir aile, her ailenin içinde de yarına ilişkin bir umut vardır.

Birleşmiş Milletler kuruluşlarının Ekim ayındaki uyarıları, Yemen’de insani yardımın yalnızca yetersiz kaynaklar nedeniyle değil, çatışmaların ve erişim engellerinin etkisiyle de aksadığını ortaya koyuyor. Yardımın ulaşamadığı yerde açlık büyüyor; yollar kapandığında suya, ilaca ve tedaviye erişim zorlaşıyor.

İşte bu nedenle uluslararası toplumun sorumluluğu, açıklama yapmanın ötesine geçmek zorundadır. Sivillerin korunması, insani yardım yollarının açık tutulması, ihtiyaç sahiplerine kesintisiz destek sağlanması ve kalıcı bir siyasi çözüm için baskının artırılması gerekiyor.

Elbette tek bir insanın bütün savaşları durdurması mümkün değildir. Ancak gerçeği çarpıtmadan anlatmak, insani yardımları desteklemek, çifte standartlara itiraz etmek ve unutulan krizleri gündemde tutmak hepimizin yapabileceği şeylerdir.

Sessizlik bazen çaresizliğin, bazen de alışkanlığın ürünüdür. Fakat acıya alışmak, acının ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Yemen yalnızca Yemen değildir

Yemen’in ihtiyacı yalnızca acıma duygusu değildir. İhtiyacı; sivillerin güvenliğini sağlayacak bir düzen, insani yardımlara engelsiz erişim, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yeniden kurulması, ekonomik hayatın canlandırılması ve kalıcı bir siyasi çözümdür.

Barış, yalnızca silahların susması değildir. Çocukların korkmadan uyuyabildiği, hastaların tedaviye ulaşabildiği, ailelerin sofralarına ekmek koyabildiği ve insanların yarınlarından umut duyabildiği bir hayatın kurulmasıdır.

Bir ülkenin yeniden ayağa kalkması, yalnızca binaların yapılmasıyla mümkün olmaz. Güvenin, adaletin, toplumsal dayanışmanın ve insan onurunun da yeniden inşa edilmesi gerekir.

Yemen’e bakarken yalnızca bugünün yıkımını değil, yarının nasıl kurulacağını da düşünmek zorundayız.

Çünkü bir ülkenin çocukları açken, anneleri evlatlarının geleceğinden korkarken, insanlar evlerini terk etmek zorunda kalırken insanlığın geri kalanı bütün bunlardan bağımsız bir hayat sürdüğünü iddia edemez.

Giden neden gelmiyor?

“Adı Yemen’dir, giden gelmiyor, acep nedendir…”

Bu türkü, geçmişten bugüne uzanan bir ağıt olmanın ötesinde, insanlığın kendisine yönelttiği bir sorudur.

Neden gençler savaşlara gönderilir? Neden anneler evlatlarının yolunu gözler? Neden çocuklar başkalarının iktidar hesaplarının bedelini öder? Neden barışın imkânları varken savaşın dili bu kadar kolay benimsenir?

Ve belki de en ağır soru şudur: Acıyı bu kadar iyi tanıyan insanlık, neden başkalarının acısından ders çıkarmakta bu kadar zorlanır?

Yemen’in adını duyduğumuzda yalnızca geçmişin türküsünü hatırlayıp iç çekmek yetmez. Bugünün Yemen’ine bakmak, orada yaşayan insanların sesini duymak ve aynı acıların başka coğrafyalarda tekrarlanmaması için sorumluluk almak gerekir.

Zalim ile mazlum arasında tarafsızlık iddiasında bulunmak kolaydır. Zor olan, adaleti kendi siyasi ve ideolojik yakınlıklarımızın önüne koyabilmektir. Zor olan, kendi tarafımızın yanlışını da eleştirebilmektir. Zor olan, insan hayatını bütün çıkar hesaplarından üstün tutmaktır.

Savaşın kazananları olduğunu söyleyenler çıkabilir. Fakat geride kalan çocukların, annelerin ve parçalanmış hayatların hesabını hiçbir zafer söylemi kapatamaz.

Bir gün Yemen’de silahların sustuğunu, çocukların korkmadan uyuduğunu, annelerin evlatları için ağıt yakmadığını görmek istiyorsak bugünden suskunluğumuzu sorgulamalıyız.

Çünkü Yemen yalnızca Yemen değildir.

Yemen, insanlığın vicdanıdır.

Ve o vicdan sustuğunda, dünyanın neresinde olursak olalım hepimiz biraz daha eksiliriz.

“Adı Yemen’dir, giden gelmiyor, acep nedendir?”

Belki de artık bu türkünün ardından yalnızca gözyaşı dökmek değil, bir daha aynı acılar yaşanmasın diye elimizden geleni yapmak zamanıdır.

Hüseyin KAYA

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın