“İmam ve İstikbar Karşıtı Ümmet”

İran halkının, İslam Devrimi’nin bilge liderinin 28 Şubat tarihinde, üçüncü dayatılmış savaş sırasında şehit edilmesinin ardından yeniden “dirilişi”, mucize dışında başka bir açıklamayla izah edilemeyecek bir olgudur.

Elbette bu acı ve yürek yakan şehadet olayı gerçekleşmeden önce, o salih kulun kendisi bu ilahî mucizeden söz etmiş; açık ve tereddütsüz bir şekilde, eğer bir gün ülke zor bir durumla karşılaşırsa Allah’ın bu halkı yeniden ayağa kaldıracağını ve halkın sahaya çıkıp işi tamamlayacağını ifade etmiştir.

Şimdi bu olay gerçekleşmiş, “diriltilmiş” halk üç aydan fazladır geceleri sokaklarda “söz birliği” içinde, kendilerine yüklenen bu yolda yürümektedir.

Diriltilmiş halkın yolu, aslında “peygamberlik misyonunun felsefesi”dir. Kur’an’da da birçok ayette bu diriliş (بعثت) kavramına işaret edilir. Bunlardan biri şöyledir: “Her ümmete bir peygamber gönderdik ki Allah’a kulluk edin ve tağuttan uzak durun.”

Bu ayete göre tüm peygamberlerin gönderiliş amacı iki kelimede özetlenir: Allah’a kulluk etmek ve tağuta karşı durmak.

Gerçek şu ki, ABD’nin doğrudan İran’a askerî saldırısı, 47 yıl boyunca süren baskı ve komplolardan sonra, İran halkını İmam’ın belirlediği yoldan saptırmak amacı taşımaktaydı.

İmam Humeyni (kuddise sirruh), devrimden sonra İran halkını izzet, özgüven, bağımsızlık, özgürlük ve ilerleme yoluna; yani bir yandan Allah’a kulluk, diğer yandan ise küresel istikbara karşı duruş yoluna yerleştirmiştir.

Büyük İmam, İslam Devrimi’nin zaferinden sonra İran halkını, İslam tarihindeki en büyük dini devrimlerden biri olarak görmüş ve onları hem Peygamber dönemi Hicaz halkından hem de Hz. Ali dönemindeki Kufe halkından üstün konumda tanımlamıştır.

İran halkının 47 yıl boyunca tüm baskı ve komplolara rağmen İmam ve Devrim çizgisine bağlılığı, bu üstünlüğün bir göstergesi olarak sunulmaktadır.

Şimdi ise “Ramazan Savaşı”nda düşman bu halkın İmamını şehit ederek onu lidersiz bırakmak istemiş; fakat bu halkın kabiliyetleri toplumsal bir “genel diriliş”e zemin hazırlamıştır.

Hicri takvimin İmam Humeyni’ye ait olan Haziran ayının ortasındayız. O İmam ki İran halkını kulluk ve istikbara karşı mücadele yoluna yönlendirmiştir.

İmam Humeyni’nin temel çizgisi, daha sonra şehit liderin düşünce ve yönetim pratiğinde de devam etmiştir: ABD ile mücadele, küresel istikbarın merkeziyle karşı duruşun ana eksenidir.

ABD ve onun siyasi liderleri, bu anlatıya göre modern çağın firavunlarıdır; kendilerini ilahlaştıran, dünyadaki tüm insanları köleleştirmeyi hedefleyen güçlerdir.

Donald Trump, bu çerçevede, İran gibi binlerce yıllık medeniyet geçmişine sahip, tevhid ehli ve istikbara karşı duran bir milleti teslim almayı savaşın amacı olarak açıkça ifade etmiştir.

O, lideri şehit ederek bu halkı teslim alacağını sanmış; ancak İran halkının “İmam Hüseyin çizgisindeki” yapısını ve ilahî desteğini hesaba katmamıştır.

İmam Humeyni ve daha sonra şehit lider, sürekli olarak halkına Allah’ın yardımının bu devrimin ve milletin üzerinde olduğunu hatırlatmış, “Benim Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir” ayetini sıkça hatırlatmıştır.

Evet, düşman lideri şehit ederek bu milleti çözmeyi hedeflemişti; fakat Allah bu milleti yeniden diriltmiş ve onu daha güçlü şekilde aynı yolda yürütmüştür.

Bu süreçte “üçüncü lider” de “salihin ardından salih” ilkesine göre ortaya çıkmış, devrimin devamını garanti altına almıştır.

Bu çizgi, İmam Humeyni ve şehit liderin yoludur; özü ise Kur’an’ın diriliş felsefesi, yani Allah’a kulluk ve tağuta karşı duruştur.

Bugün İran, “istikbara karşı duran bir ümmet ve imam” kimliğiyle varlığını sürdürmektedir. Bu kimliği koruduğu sürece yenilmeyecek, aksine modern çağın firavunlarına ağır bir ders verecektir.

Zafer ise Allah’tandır:

“Zafer ancak Aziz ve Hakîm olan Allah katındandır.”

Yadullah Cevani/Farsnews

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın