Washington’un sert ve yumuşak politikasına adeta meydan okumuştur.
2016 yılında Donald Trump Beyaz Saray’da göreve başladığı
zaman İran’a karşı maksimum baskı siyaseti şekillendi ve aynı zamanda askeri
saldırı tehditleri de gündeme geldi fakat geçen 4 yıl boyunca söz konusu iki
yöntemin hiçbirisi Başkan Trump’ın hedeflerini gerçekleştiremedi.
Maksimum baskı siyaseti, yaptırımların ardı sıra yapılması
ve arada bir askeri saldırı tehditleri, Trump’ın İran’a yönelik siyasetinin ana
çizgisini oluşturdu. Bu siyasetler Tahran yönetimini Amerika’nın kendi tabiri
ile daha iyi bir anlaşmaya varmak için müzakere masasına oturtamadı ve hatta Amerika’yı
İran’a karşı aptalca bir girişimde bulunmamaya bile ikna etti.
Trump yönetimi
maksimum baskı ve ekonomik yaptırımların sayesinde yeni bir Bercam anlaşmasına
varmayı hedefledi fakat İran İslam Cumhuriyetinin maksimum direniş ve aktif ve
planlı diplomasisi Trump ve Beyaz Saray’ın rüyasının gerçekleşmesine izin vermedi.
Amerika basınından
National İnterest dergisi Perşembe sayısında, ” maksimum baskı siyasetinin
minimum başarısı olduğunu ve Amerika’nın İran’a karşı politikasını değiştirmesi
gerektiğini” yazdı.
Trump yönetimi İran’ın füze, savunma ve bölgesel
siyasetlerini kapsayarak kısıtlayan yeni bir müzakere turunu başlatmak
istiyordu fakat tüm bunlar İran İslam Cumhuriyetinin kırmızı çizgileridir. Buna ilaveten hiçbir ülkeyi kendi güç
faktörleri ve çevre etkinliğini başka ülkelerin Siyasetine düğümlemez ve
ülkeler gerçekçi yaklaşıma dayanarak politikasını üretir.
Bu bağlamda İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyit Ali Hamenei’nin
savunma işleri danışmanı Tuğgeneral Hüseyin Dehgan yaptığı açıklamada İran
İslam Cumhuriyetinin hiçbir şekilde ve hiç kimseyle askeri gücü konusunda
müzakere etmeyeceğini belirtti.
Buna ilaveten İran’ın örnek yapıcı ve pratik girişimleri
Amerika’yı dünya çapında İran karşıtı eylemlerini ilerlettirmekte yalnız
kalmasına sebep oldu. Amerika Birleşmiş
Milletler Güvenlik konseyi’nde İran’ın silah yaptırımlarının sürdürülmesine
yönelik bildiri taslağının onaylanmaması Washington’un uluslararası inzivasının
açıkça göstergesidir.
Beyaz Saray ve Trump
politikalarının genelde İran karşısındaki yenilgisinin temelinde İran İslam Cumhuriyetinin
güç bileşenleri ve kararlarında bağımsız davranması bulunuyor. Gerçi
Amerika’nın ekonomik baskıları ve özellikle Corona pandemisi döneminde
uyguladığı sağlık terörü İran halkının hayatını etkiledi fakat iç kapasiteleri
ve imkanlara dayanmak ve maksimum direniş siyaseti sayesinde İran, tarihin bu
zor döneminden başarıyla geçmesine sebep oldu.
İran İslam
Cumhuriyeti’nin yerli bilim ve profesyonel güce dayalı olan etkin ve caydırıcı
gücünün sembolü, füze ve savunma kabiliyeti ve bu konudaki çeşitlilik gücü her
türlü masraflı ve sert savaş tehdidini adeta ortadan kaldırıyor.
Amerika’nın İran’a
yönelik maksimum baskı siyasetine ısrar etmesi ve askeri tehditten uzak
durması, böyle bir girişimin sonuçlarının
öngörülemez olmasındandır. Nitekim Tuğgeneral Hüseyin Dehgan ise kısıtlı ve
taktiksel bir çatışmanın tam anlamıyla bir savaşa dönüşebileceği ve Amerika’nın
böyle bir krize karşı kesinlikle dayanma gücünün olmaması konusunda uyarıda
bulundu.
Nitekim Amerika’nın batı Asya terör güçleri komutanlığı
CENTCOM komutanı Kenneth McKenzie, Amerika’nın İran ile savaş peşinde
olmadığını söyledi.
Diğer yandan Amerika eski Ulusal güvenlik danışmanı John
Bolton da Amerika başkanının İran ile müzakereye çalıştığını ileri sürdü.
