Bölüm 2: Seçmek & Seçilmek- İyi & Kötü (Düşman) Tanımı

rasthaber
Rasthaber –  BismillahiRahmaniRahim

“Sonra Rabbi, onu seçti de tövbesini kabul
buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi. Size benden (seçtiğim) doğru yolu gösteren
bir rehber geldiği zaman, kim o rehberime uyarsa artık o, dünyada asla yolunu
şaşırmayacak, ahirette de sıkıntı çekmeyecektir.” (Taha-122,123) 
  

Allah (cc), yaratığı tüm varlıklar &
canlılara arasından insani kendi vekil olarak seçmiş* halifesi kılmıştır. Allah
(cc) insanı halifesi yapması (tercih etmesi), insanı diğer tüm varlıklardan
canlılardan ayıran, yücelten ve şereflendiren büyük bir mertebedir. Allah (cc)
dedi ki “Onu tamamlayıp ruhumdan üflediğimde onun için secdeye kapanın”.
Fakat buna karşın Allah (cc), halifesi olarak seçtiği insanı başıboş
bırakmamıştır. “İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır?”
(Kiyamet-36). Allah’ın halifesi olma sebebiyle insan, sahip olduğu mevkiinin
(seçilmiş olması) getirmiş olduğu doğal sorumlukları beraberinde aldı. “Rabbin
Âdemoğullarından -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri
hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim?
“Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde,
“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz;
” (Araf-172) Allah (cc), bu
sorumlukları hatırlatmak için halife kıldığı insanoğlu (Âdemoğlu) arasından
yine kendi seçtiği “önderler /rehberler /imamlar” gönderdi. *(Seçmek;
Benzerleri arasında hoşa gideni almak veya yararlanmak için ayırmak. Ne
olduğunu anlamak, fark etmek. Birine oy vererek bir göreve getirmek Titiz
davranmak, kolay kolay beğenmemek. Farklı görmek, üstün görmek. Üstün, iyi,
uygun bularak yeğlemek. Tercihini bir yönde kullanmak. (Kaynak:
https://nedir.ileilgili.org/se%C3%A7me
k)

Allah (cc), insani halifesi olarak seçmiş
olduğu halde neden insanlar arasından kendi seçtiği önderler/rehberler
gönderdi? İnsan, zaten Allah’ın seçilmiş (mükemmel) bir yarattığı değilmiydi?

İnsanın seçilmiş olması ya da Allah’ın
halifesi olması, Allah (cc) sahip olduğu tüm sıfatları insanın hizmetine sunmuş
olmasıdır. “Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere
yöneltip: ‘Eğer doğru sözlüyseniz, bunları bana isimleriyle haber verin’
dedi… (melekler) senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur
.”
(Bakara-31,32) Allah (cc), Ademe İsimlerin öğretmesi ve “Ey Âdem!
Bunların isimlerini onlara bildir” dedi.
” (Bakara-33). Âdem (as) bu
isimleri melekler öğretmesi Allah (cc), Âdem & soyunu tercih etmesi
(seçmesi) insanlığa verilen en büyük bir şeref ve ilahi bir mertebedir.

Fakat bu mertebeyi (güce) sahip olmak, sadece
onun sorumlukların yerine getirmek, Takva elbisesini giymek ve onu her
türlü egosantrik arzularımızdan korumak bizleri bu mertebenin gerçek sahibi
kılacak ve bizleri mükemmelleştirecektir. Onun içindir ki Allah (cc),
insanoğluna bu mevkiinin sorumluklarını hatırlatan kullanma kılavuzu &
rehberler göndermiştir, fakat neticede seçimi insanoğluna bırakmıştır.  İnsanın seçmekte olduğu verilen nimettin
kendisi değildir. Kendisine verilen o nimeti nasıl tanımlayacağıdır. Çünkü o
nimet insan seçse de seçmese de ona gönderilmiştir. (Bir önceki yazımızda
örneklemiştik)

Neden ve Neye karşı Allah (cc) insani sorumlu
kılınmıştır?  Ve seçimi neden insanoğluna
bırakmıştır?

Neden insan sorumlu kılınmıştır? Çünkü Allah (cc), sahip olduğu tüm sıfatlarını insan oğluna (Ademoğluna)
sunması, Ademoğlunun ilmini (bilgisini) sonuz kılmış  ve amellerinde hür & özgür olmasını
sağlamıştır.

Neye karşı insan sorumlu kılmıştır? Ademoğlu’nun hür iradeye sahibi olması, insanoğluna seçme ve seçilebilme
özeliği tanımış ve İnsanın seçme gücüne sahip olması, insanoğlunun kendi
seçimiyle yaşamının evrelerini ve süreci oluşturması sağlamış dolayısıyla
insanı kendi yaptıklarından sorumlu kılmıştır. İnsanoğlunun seçebilme &
seçilme gücü (hür iradesi), insanın benliğini (kişiliğini) “Ben/Ena”
oluşturmuştur. Dolaysıyla insanlardaki ihtilaflar, iyi & kötü tanımı, seçme
& seçilme özeliğine sahip olmak, “Ben” den kaynaklanmaktadır,
dolaysıyla her bir kişi seçtiğinden & yaptığından bifiil kendisi
sorumludur. Hani “hayat bir imtihandır” deriz. “Sana gelen iyilik
Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise (elin ile yaptığından) nefsindendir
”
(Nisa-79)

İnsandaki hür iradeyi işlev hal getiren ana
faktör ve İnsanın ebedi düşmanı tanımı.

“Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, orada
istediğiniz yerden rahatça yiyip için ve şu ağaca yaklaşmayın; yoksa
zalimlerden olursunuz” dedik”
(Bakara-35) “Şeytan
O’na vesvese vererek: “Ey Âdem! Sana ebedilik ağacını ve dolayısıyla hiç
çökmeyecek bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?” dedi. Böylece ikisi ondan
yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi. Âdem, Rabbine
(sözüne) uymamış oldu da şaşırıp-kaldı.
” (Ta-ha- 120,121). İnsanoğlu, hür
iradesinin /seçim hakkının sorumluluğunu cennet boyutunda tanımış oldu. Âdem
atamızın Allah (cc) karşı gelmesi söz konusu değildir. Çünkü Rabbimiz “Hani,
Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ dedi. Onlar, ‘Bizler
hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak,
orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?’ dediler.
” (Bakara-30).
Buradan anlaşılan o ki İnsanoğlunun kısa bir süre yeryüzünde yaşaması Allah
(cc) tarafından daha önce planlanmış ve bizde buna kader diyoruz. İnsanın
halife olması ve aynı zamanda kan dökmesi insanın hür iradesiyle “kötü”
tanımını oluşturarak hayatını yönlendirme/ seçme hakkının göstergesidir.
Seçmek, bizlerin “İyi & Kötü” tanımını yapmamız sağlamaktadır. Mesela;
Merhametli, adil bir halife ya da acımasız, zalim bir halife olmak. Seçim hakkı
sizin.

 Hür irade (seçme) ve sorumlulukları (iyi & kötü)
tanıma; “Ben sizi o ağaçtan engellememiş miydim ve size ‘Şeytan, sizin
apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?” diye seslenmişti.
” (Araf-20) “Doğrusu
bundan önce Âdem’e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda
bir azim (bir kararlılık) bulmadık.
” (Taha, 20/115). 

Âdem atımız hür iradesini sunduğu seçme
gücünü tanımış ve kullanmıştı fakat bu gücün bir sorumluluğu ve kendisine has
“iyi & kötü” (madalyonun ters yüzü) sonuçlar oluşturabileceğini de bilmiş
oldu. “Ağacı tattıkları anda, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve
üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar
.” (Araf-22). İnsanın
hür iradesini (seçme gücünü) işlev hale getiren, doğruyu / hakikati /
güzellikleri saptırmaya & değiştirmeye çalışan, insanın ebedi düşmanı olan
şeytani tanımış & bilmiş oldu.  “Muhakkak
şeytan, sizin düşmanınızdır. Siz de onu(şeytanı) düşman edinin!
”
(Fatir-5).   Ağıca yaklaşmakla nefsinin
varlığı fiziksel yapıda işlev hale gelmesi, ilahi emri şeytanın yalınıyla ve
arzusunun merakıyla unutmuştur (Rabbim beni nefsim ve şeytanla yalnız
bırakma
) buna karşın ilahi fıtratı Âdem (as) yapmış olduğunun hata olduğun
hatırlatmıştı ve Âdem atamız Rabbinden af dilemiştir. “Sonra Rabbi, onu
seçti de tövbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi
” (Taha-122).
Âdem atımız artık cennet bu haliyle (fiziksel olarak işlev halini almış bir
vücut) kalamazdı. Allah (cc) buyurdu; “Birbirinize düşman olarak inin, orada
belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasip vardır.”
dedik
.” (Bakara-36) *(Şeytanin Sözlükteki kelime tanımı, “uzaklaşmak,
haktan ve hayırdan ayrılmak, muhalefet etmek” anlamındaki şatn (şütûn) veya
“öfkesinden yanıp tutuşmak” mânasındaki şeyt kökünden türediği ileri sürülen
şeytân kelimesi (çoğulu şeyâtîn) “hayırdan ve rahmetten uzaklaşmış yaratık;
yanıp helâke mâruz kalmış varlık” demektir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “şṭn”
md.; Lisânü’l-ʿArab, “şṭn” md.). Kelimenin İbrânîce’deki karşılığı olan satanın
“düşmanlık etmek, suçlamak, karşı gelmek” mânasında stn veya “gezinmek, hareket
etmek, rahatsız etmek, yoldan çıkmak; sadakatsiz/inançsız olmak” anlamlarında
sut/sth kökünden türediği kabul edilmektedir.)

Şeytan ve Âdem atamızın arasındaki fark: Ademe (as), yanlışını görebilmesi ve Rabbinden tövbe/Af dilemesi ve de
bunula birlikte, Allah (cc), Âdem ve ademoğluna ebedi düşmanını ve metodunu
tanıtmasıdır. Fakat Şeytan, Allah’ın emrine itaat etmedi ve Allah ile
ahitleşerek “(Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar
süre ver.
(Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmişlerdensin. “Öyleyse,
(şeytan) dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları
(saptırmak/batıl) için senin doğru (hakikat) yolunun üstüne oturacağım
.”
(7:12,14). Şeytan, Allah (cc) inatlaşarak (isyan ederek) tek olan yolunu
(âdemoğlunu saptırmak) malum güne kadar seçmiş oldu. Şeytanın bu tavrına
karşın, Ademe (as) tam aksine yanlışını görüp Allah’tan af dilemişti (HAK). Bu
andan itibaren artık Âdemoğlun tek yolu yoktur. Şeytanın vesvese ve vehimleriyle
hakikati saptırdığı yolda vardır. (BATIL)

Kötünün/ Batıl tanımı; Şeytan, kıskançlığının verdiği kibirle & gururla ilahi makamdan
(haktan) uzaklaşarak vesvese ve yalan vaat ile insani
yanıltmayı/kandırmayı/saptırmayı (iyiyi insan eliyle kötüye çevirmeyi) kendine
görevi bilmiştir. “Beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları
(saptırmak) için senin doğru (hakikat) yolunun üstüne oturacağım
” (7-16)
Şeytan, kendi seçimini yapmış fakat onu bu seçime iten Allah (cc) katındaki
yüksek makamının verdiği kıskançlık ve bilgisini verdiği kibir &
gururu
olmuştur. “(Allah) Âdem, benim halifeme, Secde et. (Iblis)
Hayır (kıskançlık). Ben ondan daha üstün ve hayırlıyım.” (Kibir & gurur)

Bu yaşanalar, Âdem ve ademoğlunun seçim hakkı
oluşması (hür iradesi) ve düşmanın tanıyarak “doğru & yanlış / Hak &
batıl” tanımını yapması, arasındaki farkı öğrenmesi & ayırt etmesi için
birer ilahi referans oluşturmuştur. Şeytan, Batılın (yalanın, kötünün,
sapıklığın) referansı ve kötü/negatif tanımını etimolojik kaynağı olmuştur.
Allah (cc), yaratığı kulunu bildiğinden İnsanın doğasında olan unutkanlık hali
ve o bilen günde biz bilmiyorduk/unuttuk dememesi için Allah (cc),
Peygamberler, ilahi kitaplar ve ilahi önderlerini (Allah’ın velileri &
imamlar) göndermesi insanoğluna bir hatırlatmadır.

Bizlerin “Hak & Batıl” tanımını yaparken yaptığımız
yanlışlar, bize vesvese veren düşmanımızı görmememizden (unutmamızdan &
varlığına inanmamızdan) ve de ilahi rehberleri tanımamamızdan kaynaklanan
yanlış seçimlerimizden ötürüdür. “Muhakkak o (şeytan) ve kabilesi, sizin
onları göremediğiniz bir yerden(boyuttan) sizi görüyor.
”
(Araf-27) ve
en önemlisi şeytanın bize karşı hiçbir fiziksel güç olmamasına rağmen, sadece
bize “vesvese & vehem” vererek, konuşarak bize (insanlığa) kendi yolunun
doğru yol olduğuna inandırması & kandırmasıdır. “Benim (şeytan)
yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz.
”

(Ibrahim-22). “Şeytan onlara vaat eder ve onları boş kuruntularla oyalar.
Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatmadan başka bir şey değildir.
”
(Nisa–117+120). Şeytan, Âdem babamız ve Hava annemiz cennetteyken vesveseyle
yaklaşarak onlara yalanla şüphe telkin ederek gerçeği saptırıp, unutkanlık
vererek yasaklanan ameli yaptırmıştır.

Bu bağlamada gelelim Günümüze ve
bildiklerimizle, Hep şeytan mı suçlu! bizlerin hiçbir suçu yok mu?  Allah (cc), bizler hür iradeyi (seçme gücünü)
verdiği gibi gönderdiği Peygamberler ve kitaplarla düşmanımızı ve metodunu bize
tanıtı ve de bizlere kendisinin halifesi olduğumuzu hatırlattı. (Allah (cc);
tanımamızı, iman etmemiz, sadece kendisine ihlasla hiçbir ortak koşmadan itaat
etmemiz istedi. “LA ILAHE ILLALLAH”.)

Tevhit kavramaya çalıştığımızda göreceğimiz
ilk kelime (LA) Hayırdır. Neden hayır? Çünkü ben seçebilmekteyim yani
hürüm. Neye hayır? Tüm ILAHLARA itaat etmeye hayır. Neden? Hür
insan olmak, seçim yapmak için. Neden hür insan olmak gerekiyor? (ILLALLAH)
Sadece ve sadece tek olan Allah itaat etmek için. Fakat tek olan Allah’ı
nasıl tanıyacağız ve nasıl itaat edeceğiz?
“MUHAMMEDUN RASULLULLAH”
Allah’ın seçtiği ve insanlara Önder olarak gönderdiği Muhammed Mustafa (saa) &
Kitabi Kuran ve seçtiği velilerini tanıyarak, tabi olarak ve yaşayarak.

Özet olarak; bizim (insan)
seçilmiş olmamız hür irademizin oluşumunu sağlayan ana faktördür. Hür irademiz
/ seçilmiş olmamız, İnsana karşı hasetliğinden kibirlenen azılı bir düşmanı var
kılmıştır. Şeytanın insana karşı hiçbir gücü yoktur fakat insanoğlunu
vesveseleriyle kandırarak kendisinin belirlediği yolla yönlendirip, insanın
fiziksel yapısının (vücut talepleri ve dünya çekiciliği) özeliklerinin
kullanarak insanoğlunu yaratılışı hedefinde ve sorumluluklarından yalan
vaatlerle gerçekleri sapıttırarak, değiştirerek kendisine uymasını sağlamaktır.
Şeytanın  insan üzerinde fiziksel bir
gücü olmadığından bunu tek başına yapmamaktadır, şeytana itaat eden,
emirlerinin yerine getiren ve insanlığı saptırmak için gecesini gündüzüne katıp
uğraş veren ruhunu şeytana amade kılan insan toplulukları ve de önderleri
vardır. “İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi
olarak Yahudileri ve Allah’a ortak koşanları bulursun
.” (Maid-5) “Şüphesiz
şeytanlar, sizinle mücadele etsinler diye dostlarına vahyeder
” (Enam-121) “Böylece
onları, halkı ateşe çağıran öncüler yapmış olduk
” (kasas-41)

Buna Karşın olarak Allah (cc), insanları
doğru yolda kalmasını sağlamak için hatırlatıcı, yol gösterici
önderlerini/velilerin ve kitaplarını yollamıştır. “Emrimizle doğru yola
iletip-yönelten önderler kıldık
” (secde-24). “On­la­rı, em­ri­miz
uya­rın­ca doğru yolu gös­te­ren ön­der­ler yap­tık
” (Enbiya-73) “Allah’ın
Resulünde güzel bir örnek vardır
.” (Azhap-73) “Sizin dostunuz,
sahibiniz, ancak Allah’tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve
rükû ederken zekât veren (velisi) dir.
” (MAid-55).

Allah (cc), her şey iyilik & güzellik
(denge & uyum & gereklilik) üzeri yatmıştır. Fakat her bir oluşumu
belirli bir ölçüsü vardır. Üst limit (sınır); var olan her oluşumun değişim
noktasını belirler. Şayet bizler ölçülerimizin sınırlarını kontrol etmeyerek
ölçüyü (denge & uyum & gereklilik) aşarsak, faydalı olan her bir oluşum
faydasız ve zararlı bir hale çeviririz. “Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O
koydu ki dengeden sapmayasınız;
” (Rahman-7,8) “Şüphesiz biz her şeyi bir
ölçüye göre yarattık
.” (Kamer-49)

Gelecek yazımızda Ruhumuzun dış faktörlerle
(dünya) ilişkisini işlemeye çalışalım.

Mustafa Kemal TASPINAR – 25 Şubat 2022

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın