Cehalet Hatay’ı sonra Suriye’yi vurdu

Deprem afiyet (afet kökenlidir), yağmur berekettir. Ama ve lakin afiyeti musibete (afete) bereketi felakete dönüştüren insandır. İnsan eliyle inşa edilen Hatay, özellikle Antakya ve Samandağ bölgelerinde yaşanan su baskınları ve sel felaketleri, bölgedeki şiddetli sağanak yağışlar ve Asi Nehri’nin debisinin artarak taşması gibi doğal faktörlerin bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Bölgedeki sel ve su taşkınlarının temel nedenleri şu şekilde özetlenebilir: Asi Nehri, Lübnan’dan doğup Suriye üzerinden Hatay’a (Antakya ve Samandağ) ulaşarak Akdeniz’e dökülür. Aşırı ve şiddetli yağış dönemlerinde nehrin taşıdığı su miktarı (debisi) yatağının kapasitesini aşarak nehir yatağına yakın olan yerleşim yerlerini ve tarım arazilerini sular altında bırakır.

AMİK OVASI KURUTULDU

Antakya ve çevresi, geçmişte devasa bir göl ve bataklık olan Amik Ovası kurutularak tarım arazisine dönüştürüldü. Topografik olarak nehrin geçtiği bazı ova ve havza alanlarının çevresine göre çukurda kalması, suyun doğal akışla bölgeden uzaklaşmasını zorlaştırır. Bölgede aniden bastıran ve kısa sürede metrekareye çok yüksek kilogramlarda düşen şiddetli yağışlar, altyapı kapasitesini aşarak caddelerin göle dönmesine sebep olur. Bu doğal etkenlerin birleşimi, suyun drenajını yavaşlatarak Samandağ ilçesinde (örneğin Yeşilada, Tekebaşı ve Çöğürlü gibi mahalleler) ve Antakya’nın nehir yatağına yakın kesimlerinde ciddi taşkınlara yol açmaktadır. Hollanda köklü çözümlerle sonuç alırken bizim yapabileceğimiz ise baraj kapaklarını açmaktır. Açmazsan aşırı hidrostatik basınç biner, taşma olur, erozyon başlar, en kötü senaryoda gövde hasarı veya yıkım riski oluşabilir. Bu olursa yıkıcı bir tufan olur.

BARAJ KAPAKLARI

Teşbihte hata olmaz; yolun birinde büyük bir çukur varmış. Sürekli kazalar ve ölümcül sonuçlara sebep oluyormuş. Şikâyetler artınca en nihayet kurul toplanmış. Günler süren istişare ve tartışmalardan sonra çözüm olarak çukura düşenlerin hızlıca ulaştırılması için çukura yakın yerde bir hastane inşa edilmesi gerektiğinde anlaşmışlar. Felaketten sonra Hatay’da tartışmalar baraj kapakları üzerinde yoğunlaşmış. Hollanda 1953’te “bu acıları tekrar yaşamamak için ne yapabiliriz” diye kafa yorarken biz 2026’da kafayı kapaklara takmışız; Açılmalı mıydı açılmamalı mıydı?

Halbuki, modern su yönetiminde ideal olan: Yağış gelmeden önce kademeli boşaltım yapmak, ani değil kontrollü ve erken tahliye yapmaktır. Eğer bu yapılmazsa: birkaç saat içinde çok yüksek debi bırakılması gerekir, aşağı havzada “ani sel etkisi” oluşabilir. Bu yüzden vatandaş bazen, “yağmur değil, kapak açılması bizi vurdu” diye hisseder. Gerçekte ise çoğu zaman aşırı yağış, dolu zemin, taşan dere, yetersiz altyapı ve baraj tahliyesi birlikte felaketi büyütür. Benzer ama daha büyük bir felaket Suriye’nin Fırat nehrinin aktığı Deyr El-Zor ve Rakka vilayetlerinde yaşandı.

Deyr El-Zor Fırat Nehri üzerindeki en stratejik bölgelerden biri. Suriye’nin önemli petrol sahalarının bulunduğu alan. Irak-Suriye kara hattının düğüm noktası ve çok güçlü Arap aşiretlerinin yaşadığı bir yer. Bu aşiretler merkezi devlete tam bağlı yaşamaz, kendi ekonomik ve silahlı güçlerini korurlar.

Bu yüzden Deyr El-Zor’da ekonomik kriz çok hızlı siyasi öfkeye dönüşür. Mevcut çok vahim ekonomik koşullar içinde olan Suriye’de sel baskınları sebebiyle yüzlerce hane sular altında kaldı. Köprüler yıkıldı. İki yaka arasındaki iletişim rafa kalktı. Binlerce hayvan ve onlarca insan öldü. Şöyle tasavvur edin; bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan etkilendi. İçme suyu istasyonları devre dışı kaldı. Elektrik ve pompa sistemleri zarar gördü.

ŞARA’YA PROTESTO

Bölgeyi lüks araçların olduğu uzunca bir konvoy ve korumayla görmeye gelen Ahmed Şara yoğun protestolara maruz kaldı. Bölgeden hızlıca ayrılmak zorunda kaldı. Bölge başta buğday olmak üzere tahıl ambarı olarak bilinir. Binlerce dönüm buğday tarlasının sular altında kalması, daha önce Şara yönetiminin buğday fiyatını çok düşük göstermesi ateşe benzin döken faktörler oldu. Bölgedeki bazı aşiret çevreleri ve yerel halk arasında ciddi bir öfke oluştu. “Neden önceden hazırlık yapılmadı?”,

“Neden setler güçlendirilmedi?”, “Çiftçinin zararı kim tarafından karşılanacak?”, “Devlet neden geç kaldı?” Bölge insanların itikadına istinaden “Türkiye bize haber vermeden barajların kapaklarını açtı.”

TÜRKİYE UYARMIŞTI

Hâlbuki Türkiye makamları 25 Mayıs’ta (taşkından 3 gün önce) Suriye yönetimini uyarmıştı. Ama ve lakin Şara rejiminin ne mühendislik kapasitesi, ne insanları ve hayvanları tahliye kabiliyeti ne de ihtiyaç duyulan araçlarla donatılmış acil müdahale imkânları var. Zira henüz meleklerin cinsiyeti ile kimin hangi mezhepten olduğu ve cennet kapılarını ardına kadar açacak fıkıh üzerine yoğunlaşmışlar. Buna mukabil “gavur” Hollanda bakın bu meseleyi nasıl çözmüş?

HOLLANDA PRATİĞİ

Hollanda’nın bir diğer ismi de ‘Alçak Ülke, Alçak Toprak’tır. Zira bu ülkenin topraklarının yaklaşık üçte biri deniz seviyesinin altındadır. 1953 yılında yaşanan ve binlerce insanın ölümüne yol açan büyük Kuzey Denizi selinden sonra Hollanda, Delta Projesi (Delta Works) adı verilen devasa bir savunma hattı inşa etti. Sel felaketleriyle baş edebilmek için kıyı koruma bentleri, pompaj istasyonları ve nehirlere alan açma stratejilerini kullanmaktadır. Ülkenin su taşkınlarını tamamen kontrol altına almasını sağlamak amacıyla bir mühendislik harikası olarak tasnif edilen Fırtına Bariyeri inşa edildi. Rotterdam Limanı’nı koruyan bu devasa hareketli bariyer, Eyfel Kulesi büyüklüğündeki iki çelik koldan oluşur. Fırtına çıktığında bilgisayar kontrolüyle otomatik olarak kapanır. Açık deniz dalgalarını durduran, ancak deniz ekosistemini korumak için normal zamanlarda gelgit akıntısına izin veren dev sürgülü kapaklara sahip bent zinciridir.

Hollanda, denizden toprak kazanmak ve bu alanları kuru tutmak için suyu sürekli tahliye etmek zorundadır. Geçmişte suyu yüksek kanallara pompalamak için yel değirmenleri kullanılıyordu. Günümüzde yel değirmenlerinin yerini alan devasa elektrikli ve dizel motorlu pompalar, saniyede binlerce litre suyu okyanusa geri pompalar. Hollanda, suyu sadece yüksek duvarlarla hapsetmenin küresel iklim kriziyle yetersiz kalacağını anlayarak strateji değiştirdi. Bu program kapsamında; Nehir yatakları genişletildi ve derinleştirildi. Nehir kenarlarındaki bentler geriye çekildi. Taşkın anlarında suyun güvenle yayılması için yapay sel ovaları ve bypass kanalları oluşturuldu. Böylece şehirlerin sular altında kalması önlendi.

Yapay beton bentlerin yanı sıra doğayla birlikte çalışmayı seçtiler. Deniz kıyılarına milyonlarca metreküp kum dökerek yapay yarımadalar oluşturdular. Rüzgar ve deniz akıntıları bu kumu sahil boyunca yayarak kıyıdaki doğal kumulları güçlendirdi ve denizin karaya ilerlemesini engelledi. Hollanda, suyu sadece engellemek yerine ona alan açma stratejisini benimsemiştir. Nehir yatakları genişletilmiş, yapay taşkın ovaları oluşturulmuş ve nehirlerin güvenli bir şekilde taşabileceği boş alanlar bırakılmıştır. Hollanda’da su yönetimi “Su Kurulları” adı verilen özerk bölgesel yönetimlerin sorumluluğu altındadır. Su güvenliği, baraj bakımı ve atık su temizliğinden sorumludurlar ve kendi bütçelerini topladıkları özel su vergileriyle sağlarlar.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın