RASTHABER– El-Ezher Üniversitesi şeyhlerinden olan ve aynı zamanda El-Zeytune Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Tunus asıllı Muhammed Ali Keyveh, Tesnim Haber Ajansı’na verdiği röportajda Vahabiliğin kökenlerine ve İslam’la bağdaşmayan yapısında ilişkin olarak şu açıklamalarda bulundu:
“Biz şuan uzun bir savaşla karşı karşıyayız. Bu savaşta çeşitli silahlar kullanılmaktadır. Silahların en mühimi düşmanların İslam ümmetine karşı kullandığı sahte saldırılardır. Biz bu tür silahlarla çeşitli zaman ve mekanlarda karşılaştık. Bunun son örneği Husilerin Mekke’yi füzelerle hedef aldıkları iddiasıdır. Buradaki amaç Suudi rejimin Mekke’yi bombalayarak ve suçu Husilerin üzerine atmaktır.
Ancak dünyada Mekke’yi bombalayacak veya bunu düşünebilecek hiçbir mümin bulunamaz. Mekke’nin bombalanması iddiası da düşmanın Müslümanlara karşı kullandığı sahte saldırı iddialarından biridir. Bu sahte saldırıların hedefi, Yemenlilere ve Husilere karşı kamuoyunu kışkırtmak ve yine büyük ihtimalle Suud hanedanı liderliğindeki koalisyona desteği artırmaktır.
Ancak bizler, Beytül Harem’de Suudi askerlerin açtığı ateşi ve bununla yapılan katliamı unutmuş değiliz.
Müslümanlar arasında mezhep ayrılıkları, anlaşmazlıklar ve Müslümanların birbiriyle çatışması, tüm bunlar sömürgeci güçlerin lehinedir. Öte yandan bizler Batı’nın kendisini geliştirmek için nasıl çabaladığını görüyoruz. Öyle ki, şuan tek bir bayrakları, ortak bir paraları ve birlikleri (AB) vardır. Ancak biz Müslümanlar öyle bir noktaya ulaştık ki Avrupalılar IŞİD için İslam’ın şiddet yönünün göstergesi tabirini kullanıyorlar.
Batılıların iddia ettiklerinin aksine, İslam, bir muhabbet ve hoşgörü dinidir. Ben vicdanım karşısında bunu söylüyorum ve ahirette Rabbimin huzurunda da böyle cevap vereceğim. Bu nedenle söylüyorum ki, İslam IŞİD’lilerden uzaktır. Bu kişilerin dini yoktur. Bunlar Müslüman değiller. Çünkü Müslüman, halka diliyle ve yaptıklarıyla zarar vermeyen kişidir. Ancak bu kişiler halka saldırmakta, kafa kesmekte ve halkın namusunu helal görmektedir. Bunların sahip olduğu ne tür bir İslam’dır?
Muhammed Ali Keyveh sözlerinin devamında Suudi Arabistan asıllı IŞİD terör örgütü yöneticilerinin “Bizim ve Müslümanların halifesi vahabiliğin kurucusu Muhammed Bin Abdulvahap’tır” açıklamasıyla ilgili olarak şunları söyledi:
Evet gerçek şu ki onlar hiçbir zaman bizim peygamberimiz Hz. Muhammed’e iman etmediler. Hatta Muhammed Bin Abdulvahab bir konuşmasında Hz.Muhammed’e hakaret etmiş; “Bir tahta çubuk bile Muhammed Bin Abdullah’dan daha iyidir. Çünkü ben bu bastonu köpekleri uzaklaştırmak ve destek almak amacıyla kullanıyorum. Ancak Muhammed hiçbir yarar sağlamamaktadır” ifadelerini kullanmıştı.
Muhammed Bin Abdulvahap Hz.Muhammed(s.a.a)’e salavat gönderilmesine karşı çıkmış ve Allah’ın son elçisine salavat gönderenlere hakaretlerde bulunmuştu. Bununla birlikte bugünkü IŞİD’liler ve onlardan öncekiler Abdulvahab’ın takipçileridirler. Allah yerine ona tapmaktadırlar .Peygamber-i Ekrem’e ihanet etmektedirler. İslam’ın yok olması için Abdulvahab’ın yöntemlerini uyguluyorlar.
Nitekim İngiliz bir yetkili şu açıklamalarda bulunmuştu; “İngilizler Abdulvahab’ı kendilerine çekmekle görevlendirilmişti. Onun için İngiliz kadın askerler ve Safiye adında bir kadın asker getirmişlerdi. Ona, Allah’ı unutmaya devam etmesi ve içinde bulunduğu pislikten kurtulmaması için bir program hazırladılar.”
Bununla birlikte vahabililik necasetler üzerine kurulmuştur. Vahabiler mahremlerle ticaret yapmaktadırlar. Suud hükumeti vahabidir. Peygamber şöyle buyurmuştur; şeytanların başı bu topraklardan çıkacaktır. İki baş şeytan Muslime El-Kezzab ve Muhammed Bin Abdulvahap’tır.
Suud devleti bir kabile devletidir. Suud hanedanının ataları hacıların yolunu kesiyor ve onların malını ellerinden alıyordu. Suud devleti mukaddesatlardan suistifade etmektedir. Onlar masonluk faaliyetlerine izin vermektedir. Bu Firavun tarafından yapılan uygulamanın aynısıdır. Suud devleti tahtını ve tacını korumak için her türlü cinayeti ve katliamı işlemektedir.
Suud Hanedanı Filistin’i İngilizlere sattı. Suud hanedanı Arap değildir. Onlar aslında şiddet yanlısı bedevilerdir. Ellerinde bulundukları mal ve servetle yönetime sahip olmuşlardır. Suud hanedanı kendi isteklerinden dolayı tüm mukaddesatları arka plana atmak istemiyor. Onların tek düşündüğü arzularının peşinde koşmaktır.
Muhammed Ali Keyveh; Suud hanedanının Tunus’taki nüfuzu ve ülkedeki din adamları üzerindeki etkisi hakkında da şunları söyledi: “Ben bunu uzak bir ihtimal olarak görmüyorum. Onların vahabilik temeline dayanan yapısıyla ilgili bildiğim kadarıyla, bu fikir Tunus kamuoyunda oldukça etki bıraktı. Ancak 2011 yılında şeyhler ve din adamları arasında bir anlaşma imzalandı ve Tunuslu din adamlarıyla birlikte vahabilikte mücadele etmek için bildiri imzaladık. Medyada, camilerde ve toplantılarda onlarla mücadele ettik. Halka vahabiliğin tehlikeleriyle ilgili bilgi verdik. Tüm bu çabalar sonuç verdi. Vahabi olan bu fikri yayan kişiler sayısı azaldı. Şuan bu kişilerin sayısı oldukça azdır ve saklanmaktadırlar. Bu kişiler Selefilerdir.
Selefilerin İslam’la hiçbir ilişikleri yoktur. Peki Selef Salih’in anlamı nedir? Onlar Selef Salih’e uymaktadırlar. Acaba bu Şeytan mıdır yoksa Er-Rahman mı? Acaba Firavun Selef Salih günümüz Firavunlarından değil midir? Acaba Ebucehil Selef Salih bu zamanın cahilileri değil midir?
Acaba Selef Salih günümüz Ebu Leheb’lerinden değil midir? Kuran bazı kişileri isim ve soylarıyla zikretmiştir. İmran kızı Meryem gibi. Ancak Firavun için hiçbir soy zikredilmemiştir. Bununla birlikte Firavun kıyamete dek var olacaktır. Ancak İmran kızı Meryem bir daha gelmeyecektir. Sonuç olarak şunu söylemeliyim ki; İslam vahabilik fikrinden bıkmış ve usanmıştır.”
