Suriye’ye yönelik söylemini, Riyad’ın Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirme
arzusuna, BAE ile anlaşmazlıkların tırmanmasına ve Cezayir’in Suriye’yi Arap
Birliği’ne geri getirme çabalarına bağladı.
Arap dünyasının önde gelen analistlerinden olan ve Rey
el-Yevm Gazetesi Baş editörü Abdulbari Atvan, bu gazetede kaleme aldığı
makalesinde, Suudi bir yetkilinin Suriye’ye ve Beşşar Esad’a karşı sert ve
benzeri görülmemiş ifadelerine değindi ve şu soruları gündeme getirdi: ‘Acaba
bu eylem, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı tahta oturtmanın
zeminini oluşturma, Suudi liderliğinin yeni kadrosunun direniş eksenine karşı
gerilim yaratma politikasına bağlı kalması, Bin Selman’ın iktidarının
tanınması, Siyonist rejimin izolasyonunu kırmak ve ABD ve Avrupa’yı tatmin
etmek amacıyla Siyonist rejimle ilişkileri normalleştirme çabaları
doğrultusunda olduğu şeklinde yorumlanabilir mi?’
Abdulbari Atvan şu ifadelerde bulundu: ‘Suudi Arabistan’ın
Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Abdullah el-Muallimi, Suriye Devlet
Başkanı Beşşar Esad ve Lübnan hükümetinin yanı sıra Lübnan Hizbullah’ına karşı
yaptığı eşi benzeri görülmemiş ve yoğun bir saldırıda, Suriye’ye karşı savaşın
bu ülkenin hükümetinin zaferiyle sona erdiği gerçeğini inkâr etti. Çok
ilginçtir ki, bu Suudi yetkilinin iddiaları, başta Fars Körfezi olmak üzere
Arap ülkelerinin Suriye ile ilişkileri yeniden başlatma ve Şam’daki
büyükelçiliklerini yeniden açma çabalarına tanık olduğumuz bir dönemde ortaya
çıktı.
Suudi yetkilinin Suriye’ye ve Suriye cumhurbaşkanına yönelik
söylemi birkaç şekilde incelenebilir:
Birincisi, bu açıklamalar, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin
Selman’ın Suudi kralının yokluğunun gölgesinde ya da belki de varlığının
engellenmesinin gölgesinde, Riyad’daki Körfez İşbirliği Konseyi’nin yıllık
toplantısına başkanlık etmesiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Bu, Suudi
Veliaht Prensi’nin direniş ekseni, İran ve bölgedeki müttefikleri Suriye, Irak,
Lübnan ve Yemen’e karşı yeni bir gerilim yaratma politikası benimseme
olasılığını artıran bir gelişmedir.
İkincisi, Suudi yetkilinin BM kürsüsünden Suriye başkanına
ve bu ülkeye saldırısı, Cezayir’in Suriye’yi önümüzdeki Mart ayında Arap
Birliği’ne geri getirme çabalarını engellemeyi amaçlıyor.
Üçüncüsü, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki gerilimin
artması ve BAE’nin Yemen’deki savaştan yaklaşık olarak çekilmesi gölgesinde,
yeni Arabistan liderliğinin Tahran ve Şam ile ilişkileri yeniden başlatmak için
Abu Dabi’ye aykırı politikalar izlemesi uzak bir ihtimal değildir.’
Abdulbari Atvan, makalesinin başka bir bölümünde şu
ifadelerde bulundu: ‘Şimdiye kadar, Suriye hükümeti ve Lübnan Hizbullah’ı, bu
Suudi yetkilinin kendilerine yönelik söylemlerine herhangi bir tepki vermedi.
Öte yandan, bin Selman’ın hasta babasının tahtına oturduktan sonra Siyonist
rejimin izolasyonunu kırmak ve kendi iktidarını tanımaları için ABD ve
Avrupa’yı tatmin etmeye çalışmak amacıyla ilk ve en önemli adımının Siyonist
rejimle ilişkileri normalleştirmek olması da muhtemeldir.
Aynı zamanda, özellikle Arap ülkelerinin Suriye ile
ilişkilerinin yeniden başlaması gibi son olaylar devam ederse, Suudi
Arabistan’ın yeni liderliğinin tüm Suriyeli silahlı muhalif gruplara mali ve
silah desteğine yeniden başlatması da muhtemeldir.
Özellikle Siyonist rejimin İran korkusu zirveye ulaşırsa,
önümüzdeki günlerde hızlı, çok önemli ve tehlikeli gelişmeler yaşanacaktır.’
