RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

TRT Fitnesinin Derinliğini Görebilmek

TRT Fitnesinin Derinliğini Görebilmek
28.12.2016 © RAST HABER

21.12.2016 tarihinde TRT1 Kanalında “Pelin Çiftçi İle Gündem Ötesi” programına uzman olarak çıkarılan Prof. etiketli iki konuk vardı. Konukların bir özelliği olmadığından kimlikleri ve ünvanları üzerinde durmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum. Zihniyetleri ve hangi mesajları vermek için oraya çıkarıldıkları daha önemlidir.

Programda işlenen konular çeşitli alanlarla ilgili olduğu için alanlarına göre incelenip cevap verilebilir. Çünkü geniş bir yelpazede konuşuldu; şirkten tevhide, siyasetten tarihe, itikattan fıkıha, İran’dan Mısır’a, Ortadoğu’dan Rusya’ya, Peygamberden Ayatullahlara kadar bir çok şey konuşuldu. Ama hepsinin odak noktasında Şiilik vardı.

İşlenen konuların zahirine bakılırsa Şiilik ile Sünnilik arasındaki ihtilaflı konuların irdelendiği gibi görünüyor olsa da arkasında siyasi otoritenin iradesi olduğunu görmemek tam bir basiretsizliktir.

Programın vermek istediği mesaj neydi? Perde arkasındaki siyasi irade bunu neden yaptırıyordu?

Böyle fitne içeren ve tefrika yaratacak konuların tv. ekranında özellikle de devletin resmi kanalında gündeme getirilmesi mezhepçi zihniyetin hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne serdi.

Gündeme taşınan konulara farklı alanlarda cevaplar vermek mümkündür elbet. Birkaç konu var ki bunların üzerinde kendi alanında durulması daha uygun olur diye düşünüyorum.

İlmi olarak bakıldığında çok yanlış yapıldığı görülmektedir. Çünkü bir dinin veya bir mezhebin inançları o inanca sahip olanlardan sorulmalıdır. O inancın kaynaklarından öğrenilmelidir. Yanlış veya doğruluğuna başka birisi karar veremez, bir inanca mensub olanların dinden çıktığına karar verenlere tekfirci denir. Tekfirci görüşlerin devletin resmi medyasından sunulması ise siyasi iradenin gelmiş olduğu durumu göstermesi bakımında oldukça önemlidir.

İnanç hürriyeti adına bir ülkede farklı inananç mensupkarı tekfir ve dinden çıkmış ilan ediliyorsa bu bağnazlık ve cahiliyye taassubudur. Başlıklar halinde daldan dala atlayarak mesnetsiz sözlerin bir biri ardından sıralanması ilmi içerikten yoksun olduğu apaçık ortadaydı. Öyleyse bu bir bilimsel münazara olmanın ötesinde başka amaçlara yönelik tehlikeli bir dönemin habercisidir.

Toplumsal açıdan bakıldığında tehlikeli bir girişim olduğunu görmemek cehalettir. Çünkü bir toplumda var olan inançlar ve mezhepler arasında ayrışım yaparak siyasal iradenin inancını çatı ve üst inanç olarak sunmaya çalışırsanız ve diğer inançları batıl olarak görürseniz bu sosyal patlamaya, soyal bölünmeye ve sosyal savaşa dönüşür.

Toplumun üçte birini ve en azından dörtte birini oluşturan büyük bir kitle batıl mezhep mensubu olarak tanıtılıyorsa belli ki perde arkasında başka çılgınlıklar düşünülmektedir. Böyle tehlikeli bir oyuna girenlerin bunun sonucunun ne olacağını tahmin edemeyecek kadar basiretsiz oldukları düşünülemez. Öyleyse böyle bir riski göze alanların daha çılgınca planlar peşinde oldukları akla geliyor.

Plana siyasi olarak bakılınca daha farklı bir portre karşımıza çıkıyor; Ortadoğu’da oynanan oyunlar, siyasi otoritenin takip ettiği siyaset ve stratejileri idrak etmeden Batı dünyasının siyasi paradigması doğrultusunda dini politik çıkarlara alet ederek mezhepcilik çığırtkanlığı yapılarak, Şiiliğe hakaret ve ihanet edildiği görülmektedir.

Siyasi iradenin borazanı konumundaki medya siyonist ihanet şebekesinin maşası rolünü üstlenmiştir. Ama neden? Şiafobia oluşturma, küresel istikbar bunu istemektedir.

İşte asıl konu budur; bu kadar riske rağmen neden devletin resmi kanalında gündeme getiriliyor?

Küresel siyaset arenasında yükselen bir “Şii siyasal doktrini“ konuşuluyor. Kendini üstün gören Batı dünyasının karşısında bağımsız bir siyaset doktrin ortaya çıkıyor. Siyaset doktrinini dine daynadıran; Kur’an ve Sünnet referanslı siyasi öğretileri sistemleştirerek pratize eden bir ülke ortaya çıkıyor “İran“. Bölge ülkelerinde, Ortadoğu’da ve dünyada etkili olan siyasal İslam söylemleri ve İnkılabcı İslami duruşuyla yeni bir siyasi/kültürel paradigma oluşturdu. İslam medeniyetini tekrar dünyaya tanıtma mücadelesi veren İran, Şii çoğunluğun yaşadığı bir İslam ülkesi olması hasebiyle diğer ülkelerdeki müslüman halkların da İslami uyanışına, istikbara karşı dik duruşuna düşünce planında destek vermektedir.

Bu siyasal doktrin doğrultusunda belirlenmiş stratejisi sayesinde her geçen gün Ortadoğu’da özellikle de Irak, Yemen ve Suriye’de başarılar elde ediliyor.

Devlet adamları, siyasetciler, bilim adamaları, stratejistler bu konunun önemini anlamış ve dünya siyaset arenasında yayılmasına seyirci kalamazlardı elbet.

Batı kendi siyasal paradigmaları karşısında ortaya çıkan, müslüman ve mustazaf halklar için umut oluşturan bu İslam siyasal doktrini karşısında kayıtsız kalamazlardı tabi ki.

İşte son zamanlarda TRT’de ve diğer kanalllarda yapılan programların arkasında bu küresel siyasi irade yer almaktadır.
Bu yükselişin önünü ancak “mezhepcilik fitnesi“ ve “Şiafobia“ ile alabileceklerini sanıyorlar. İstikbar topyekün kültürel/siyasal bir savaş başlatmıştır. Bundan dolayı her fırsattan ve imkandan yararlanarak Şiilik aleyhine programlar yapmaktadırlar.

Bu gibi saldırıların bundan sonra daha şiddetli bir şekilde sürdürüleceğine hazır olunmalıdır. Bu saldırılara karşı İslam medeniyetini, İslamın siyasal doktrinini ve Velayet hattını beyan etmek ve dünyaya duyurmak çabaları da ciddi olarak takip edilmelidir.

Bu siyasal/kültürel saldırılar karşısında Velayet mücadele metodunu öğrenip öğretme fırsatı da ortaya çıkıyor.

Bu gibi programlarda gündeme gelen konular ne ilkdir ne de son olacaktır. Bunlara bilinsel, itikadi, tarihi, ahlaki cevaplar tarihte olduğu gibi şimdi de elbette verilmelidir. Ama sanki bir ilkmiş gibi algılamak, siyasi otoritenin haberi yokmuş gibi davranıp yetkili mercilere şikayette bulunmak gibi saflığa da düşmemek gerekir.

Bundan dolayı fitnenin derinliğini engin akılla anlayıp, bu programların perde arkasını basiret gözüyle görüp nebevi siret ve velayet strateji ile hareket edilmelidir.

Feraset ve basiretle Velayet güneşinin doğuşunu bekleyenlere selam olsun….

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 3 Yorum )

  • Abdulkaim ;

    Yapılan hakaretler belirleyebildiğim kadarıyla üç odaktan yapılıyor;
    1-Siyasiler ve siyaset yorumcuları
    2-Dini bilginler ve yazarlar
    3-Suriye ve Irak konulu dış politika ve güvenlik alanlarında konuşturulan yorumcu yazarlar ve proflar.
    İlgisiz bir şekilde bir dış politika yada güvenlik uzmanı konuşmasında dini alana ait “şii-sünni” inançlar ve mezhepler hakkında tartışmalı-polemik nitelikli konuşmalar yapıyor.Özellikle şii’ler hakkında ipe sapa gelmeyen yargılamalarda bulunuyor ve kitleleri yönlendirmeye çalışıyor.
    Bunu siyasi figürlerde çok yapıyorlar.Dini figürler zaten gelenekten kaynaklı bir şii antipatisi rezervine sahip oldukları için bir takım ödül ve ikramiyelerle hızlı bir şekilde şii saldırısına zevkle geçmiş oluyorlar.
    Bu okların hangi yaydan çıktıklarını tahmin edebiliyoruz.Küresel emperyalist-siyonist müstekbirler “direniş” cephesinin etkinliğini engellemek için “postmodern” araç ve yöntemleri kullanarak bu karalama kampanyasını planlamışlardır.
    Şimdi gerçekten teknolojik ve ekonomik anlamda güçlü medya gibi araçlara sahip müstekbirlere karşı bizlerin de planlı bir karşı hamle geliştirmeye ihtiyacımız var.
    Yukarda ifade ettiğim üç saldırı oklarına karşı bizde bu üç alanda uzman olan kişilerle cevaplar üretebiliriz.
    Siyasi okların saldırılarına karşı siyaset uzmanlarınca,
    Dini okların saldırısına karşı din sahası uzmanlarınca,
    Dış politika-güvenlik uzmanlarının saldırılarına karşı dış politika ve güvenlik uzmanlarınca cevaplar verebiliriz.
    Dini uzman olanlar kendi alanlarına giren saldırılara cevap hazırlaması gerekirken politik,dış politik alanlarına ait konularada cevaplar vermeye çalışıyorlar veya dış politika uzmanları dini konulu saldırılara dini cevaplar vermeye çalışıyor.
    Bu zaman ve emek açısından verimli bir yöntem değil gibi.Bu nedenle üst otorite ve kurumlarımız tarafından “din okulu,siyaset okulu,dış politika” gibi alanlarda uzmanlaşmış olanları organize etmek yada kurslar ve seminerlerle bu alanlarda yeni uzmanlar yetiştirmek için bir çalışma yapılabilir.
    Kurslar,seminerler aracılığıyla bu alanlarda kullanılan teknik ve taktikler katılımcılara öğretilebilir.
    Yani “düşmanlarınıza karşı besili atlar hazırlayın” ayetinin bu anlamda da bir okumasını yapamazmıyız?

    28.12.2016 3:11 pm
  • haci bayazit ;

    Akıl sahipleri bu asır deccalizim ile mücadele asrı.
    Bu alemde hiçbirşey tesadüfen ve sebepsiz olmaz;
    Akıl baliğ çağına gelmiş her insan kalbine kazıyacağı olayların içerisinde gelişdiği ‘iki kuralı‘, hatırlamalı ve yönünü belirlemeli.

    Allah’ın selamı rahmeti,
    dünyanın emniyeti islam’ın beli ve omurgası ‘maneviyatın’ merhamet ve marifet kaynağı hüseyni duruş/direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

    Deccalin takipcileri ilahlarını gölgelededikleri emperyalist güçlere, o kadar iman ediyorlardı’ki herşey onların istekleri doğrultusunda gerçekleşeceğini sanıyorlar’dı…

    Hakikat olan ise;
    Alemdeki herşey ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, iki kural bağlamında;
    Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat ve adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanması ile gercekleşir.

    Veya
    aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına yatkın hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir… ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, “Allah’ın hesabı/adaleti gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

    Bu iki kural asla bir araya gelmez; ve sonuçların gelişmesi sadece zaman ile ilgilidir ama Allah’ın vadi/adaleti gereği asla değişmez…
    açıkcası,
    belki ibret alırlar diye Allah (cc) bazı olaylar (Ehl’i Beyt) üzerinden alemi imtihana çeker muaviyenin/şeytanın takipcilerini bertaraf eder. (hak hakikat arınmış ehli maneviyat ve adalet burcuna yükselirken siyaset menfat mazlahat ehli devamlı baskı zülüm ve yıldırma usulleri ile kaşı gelir… yani onlar Ehl’i Beyt üzerinden din’in hakikatına karşı gelir; böylece Hak ile Batıl ‘kazanan ile kaybeden‘ ayırt olur.) Hacı Bayazıt

    28.12.2016 5:02 pm
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER