MAGA mı, Tayvan kartı mı?

Donald Trump Pekin’e gitmeden önce, Washington’dan Londra’ya, think tank raporlarından televizyon yorumlarına kadar aynı propaganda işlendi: Trump, Pekin’e Çin’i sıkıştırmaya gidiyordu. Masada tarifeler olacaktı, teknoloji ambargosu olacaktı, İran dosyasında Çin’e baskı kurulacaktı, hatta Tayvan konusunda “Amerikan kararlılığı” yeniden vurgulanacaktı. Kısacası, Atlantikçi çevreler, Pekin görüşmesini Amerikan gücünün yeniden tahkim edildiği bir “gözdağı diplomasisi” diye sunmaya çalıştı. Görüşme öncesinde Amerikan ana akım medyasının önemli bölümü de aynı psikolojik zemini hazırlamaya yönelik yayınlar yaptı. Çin’in ekonomik yavaşlamasının Pekin’i tavize zorlayacağı, Trump’ın “pazarlıkçı diplomasi” anlayışıyla Çin’den büyük ekonomik tavizler koparacağı, buna karşılık Tayvan konusunda daha sert bir Amerikan pozisyonunun ortaya çıkacağı iddia edildi. Bazı yorumlarda, Trump’ın İran dosyasını da kullanarak Çin’i enerji güvenliği üzerinden köşeye sıkıştıracağı ileri sürüldü. Ancak Pekin’de ortaya çıkan tablo, Atlantik merkezli bu iddiaların büyük ölçüde gerçekle örtüşmediğini gösterdi.

DÜĞÜM NOKTASI

Donald Trump ile Xi Jinping arasındaki görüşmede masanın gerçek ağırlıklı gündemi Tayvan’dı. Çünkü bugün Tayvan meselesi yalnızca Çin ile ABD arasındaki bir anlaşmazlık değil, dünya güç dengesinin hangi yönde şekilleneceğini belirleyecek stratejik düğüm noktası niteliği taşıyor. Çin devlet televizyonu CCTV, Xi’nin Trump ile görüşmesinde Tayvan konusundaki değerlendirmelerini şöyle duyurdu. Tayvan konusunun Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli konu olduğunu belirten Xi, “bu konunun doğru şekilde ele alınması halinde ikili ilişkilerin genel olarak istikrar kazanacağını, aksi takdirde, iki ülke arasında çatışmalar ve hatta savaşlar yaşanacağını ve bunun da tüm ilişkileri büyük tehlikeye atacağını” vurguladı (CCTV, 14 Mayıs 2026).

Trump ise Çin ziyareti sırasında bu konuda herhangi bir değerlendirme yapmadı. Washington’un yanından bakan kimi yorumcular, Trump’ın görüşme sonrasında Tayvan konusunda özellikle sessiz kalmasını “diplomatik ihtiyat” olarak yorumladı. Oysa mesele bundan daha derin. Pekin’de verilen mesaj açık: Eğer ABD gerçekten kendi içine dönmek, sanayisini yeniden ayağa kaldırmak, borç krizini yönetmek, küresel savaşların maliyetinden kurtulmak ve “America First” çizgisini hayata geçirmek istiyorsa, Çin’in çekirdek çıkarlarına meydan okuyan Tayvan kartını yeniden düşünmek zorunda. Xi Jinping’in Trump’a verdiği asıl mesaj bu oldu.

Çin’in yıllardır dile getirdiği “Çin ulusunun büyük yeniden canlanması” programının en önemli hedeflerinden biri, Tayvan’ın Çin Halk Cumhuriyeti ile barışçıl birleşmesini sağlamak. Bu, Çin açısından dış politikadaki herhangi bir başlık değil, tarihsel bütünleşmenin son halkası. Dolayısıyla Tayvan konusunda geri adım atması beklenecek taraf Çin değil.

SAVAŞIN MALİYETİ

Peki Trump açısından tablo nedir? Her ne kadar İsrail ile birlikte İran’a karşı saldırı nedeniyle hedefinden sapmış olsa da Trump’ın siyasi kimliğini dayandırdığı MAGA projesi, Amerika’nın yeniden üretim gücü kazanmasını, sanayi merkezlerinin geri dönmesini, dış savaşların yükünden kurtulmasını ve içeride ekonomik toparlanmayı vaat ediyor. Nesnel gerçek ise şudur: Tayvan Boğazı’nda çıkacak büyük bir çatışma bu hedeflerin altını oyacaktır. Böyle bir savaş yalnızca Çin’in büyümesini yavaşlatmaz, Amerikan tahvil piyasalarından yarı iletken tedariğine, Pasifik’teki askeri konuşlanmadan iç siyasi istikrara kadar ABD sisteminin tamamını sarsar. İşte Xi’nin Trump’ın önüne koyduğu denklem tam burada beliriyor:

Amerika’yı yeniden büyük yapmak mı, yoksa Tayvan kartını sürdürerek ABD’yi Çin’le tarihsel bir hesaplaşmanın içine çekmek mi? Pekin görüşmesinin özü budur.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın