VAHDET (BİRLİK) Mİ? BEN (ENE) Mİ?

GİRİŞ: 22.10.2021 11:24      GÜNCELLEME: 22.10.2021 11:24
Rasthaber -  BismillahiRahmaniRahim.

Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) kutlu doğum gününü kutlar, tüm insanlığının karanlıktan Nura, zulmetten Rahmet çıkmasına vesile olmasını ve de kurtuluş önderimizin gelişini çabuklaştırması için, yüce Rabbimden O’nun gelişine bizleri hazır kılmasını niyaz ediyorum.

İnsanlığa ve özelliklede biz Müslümanlara baktıktan sonra gördüğümüz şeyler gerçekten ironi olacak kadar şaşırtıcı. Şöyle ki İnsanlık ilim ve bilimde ilerledikçe züllümü ve karanlığında o denli artırmakta, Müslümanlar, vahdetin temeli kuran-ı kerim ve Peygamberimiz bilmesi ve ulaşması kolaylaştıkça bölünmek ve de fitne çıkarmak için yarışmaktalar.

Müslüman toplumlarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo, hep bölünme, parçalanma, fitne, hiç cahiliye devrini aratmıyor, tam aksine daha da katmerli bir hal almış durumda. Müslümanlar, Mezheplere bölünmüşler, Mezheplerden Tarikatlara bölünmüşler, tarikattan gruplara bölünmüşler, ırk ve etnik gruplarını hiç saymıyorum çünkü “Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı.” (Nahl-93). Ve bu insanlar Allah’a inandıklarını, Kurana, Peygambere tabi olduklarını hatta şeyhlerine & Rehberlerine tabi olduklarını söylüyorlar. Fakat bunula birlikte birbirlerini kuyuların kazıyorlar, birbirlerine ağır hitamlarda bulunuyorlar, birbirlerini çekiştirip iftiralar atıyorlar kısaca bir düşmanın yapabileceği her şeyi ziyadesiyle yapıyorlar ve ironi olan, yüzleri kızarmadan vahdetten, kardeşlikten İslam'ın yüceliğinden bahsediyorlar.

Hep düşünüyordum, haberlerde Müslümanlara (Filistin'de, yemende, Brimani’de, Keşmir'de……) yapılan zulümleri izlemek bizleri neden rahatsız etmiyor? Bizler kendi aramızda ihlasla neden birlik olamıyoruz ve olan bunca züllüme son vermiyoruz?

Bu soruma iki cevap buldum

1-) Anladım ki asıl esir olan Biziz, onlar değil. Çünkü onlar hür oldukları için mücadele veriyorlar ve azınlıktalar. “Aralarından senin samimi kulların hariç- onların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım.”  (Hicr- 40)

2-) Onların verdiği mücadeleyle kendimizi tatmin ediyoruz. “(İblis,) “Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim” (Hicr-39)

1-) Asıl esir olan biziz; Bizlerin hürriyetten anladığı nedir? Maddenin (Materyalist ideolojinin) hürriyet kavramı ile Ruhumuzun (spritüal) hürriyet kavramı bir midir? Bizler sahip olduklarımızın kölesi, esiri olmuşuz, öylesine ki sahip olduğumuz ve kurduğumuz düzeni (makam, iş, eş, dayalı döşeli evler, son model araba, yediklerimiz önümüzde yemediklerimiz arkamızda…) korumak için hakikati & gerçekleri bilmemize, görmemize rağmen hiçbir şey yapamıyoruz. Kendi ellerimizle kendimize prangalar vurmuşuz ve sayısı o kadar çok ki! Kendimizi esir olmaktan kurtarmak yerine tam aksin yapıyor, prangalarla yaşamaya ve doğallaştırmayı hayatımız olmazsa olmazı “Hürriyet” tanımı yapmışız. Dolaysıyla kendi çıkarlarımızın doğrultusunda tarikatlar, gruplar oluşturup ya da var olana gruplara dahil olup yine de bir birimizin kuyusunu kazıyoruz, birbirimize ağır hitamlarda bulunuyoruz, bir birimizin eksiklerini araştırıyoruz. Kendimiz gibi olmayanları da öcü yapıyor, lakap ya da bir kulp takıp dışlıyoruz. Kısacası materyalist düzen araçlarıyla & gereçleriyle kendimize kurduğumuz “İslam” dünyamızda yaşıyoruz. Nefsimizin kalıplaştırmış olduğu materyalist dört duvar içine kendimizi hapis etmişiz fakat duvarları İslami simgelerle resimleştirdiğimiz için esir olduğumuzun farkında bile değiliz.

Bu duvarlar dünyayı vuran sosyal ve ekonomik kriz ile yıkılacak ve bizlerin bu bencil dünyasın darmadağın edecek ve gerçek safımızı o zaman göreceğiz.

2-) Allah dostlarının ve İlahi direniş gruplarının verdiği mücadele ile kendimiz tatmin ediyor ve onların yanındaymışız pozunu veriyor kısaca selfi yapıyoruz. Unuttuğumuz bir şey varsa; onlar hür olarak İslam'ı yaşadıkları için bu kadar baskı ve zülüm altında kalıyorlar. Onlar Tevhitti ihlasla yaşamak ve yaşatmak için mücadele veriyorlar. Onlar yaşamların her safhasında Allah ve Resulüne tabi olmak için mücadele veriyorlar. Bizler ise kendimiz Allah ve Resulüne itaat ederek hayatımızı yaşadığımızı zannetmek için İlahi direniş erlerinin yaptıklarını anlatarak ya da Allah dostlarının mekanlarında pozlar vererek mücadele ettiğimizi sanıyoruz. Allah'ın ve Peygamberin emirlerin ihlas ile yaşayıp & yaşatmak için mücadele etmekte tembellik yapıyor ya da bir sistemine uyduruyoruz. Bizlerin yapamadıklarını onlar yaptığı içinde onların yaptıklarını konuşarak kendimiz tatmin ediyoruz. Bizlerin gösterdiği bu sahte vitrin, çürük, kokuşmuş, yalan ve riyalarla dolu. İslam ümmetinin yaşadığı kaosun altında yatan ve gruplara bölünerek bunca züllüme seyirce kalıp, şeytanın ekmeğine yağ sürmemizin ana sebep budur.

Arınızda söylediklerine katılmıyorum, aramızda hiç mi iyi yok diyenleriniz olacak. Tatbiki aramızda iyi olanlarımız var fakat dediğim gibi bizler o iyi olanların yaptıkları ile kendimizi avutuyoruz sanki “biz yapmışız da hayatımızı ihlas ile yaşıyormuşuz” havası veriyoruz ama bizler kendi yaşantımıza, çevremize baktığımızda kokuşmuşluk, riya, grupçuluk, bencilik…! Eğer birbirimizin hakkında ki düşünceleri ve de birbirimizin arkasından yaptıklarımız şayet bir ekrana yansıması olsa, kaçacak yer aradık ya da çevremizdekiler hakkında hep iyilik düşünürdük ama artık günümüzde kötü olmak, bir onur, bir saygı olmuş ve toplum olarak kabullenilmiş dolaysıyla vahdetten ne kadar konuşsak ta kalplerimiz Rahmet el-alemin ’den  (sav) ihlası ile nasibini almadıktan sonra, vahdet ve kardeşlikten uzak yaşarız.

Ne yazık ki bizler Vahdeti “Ben/Ene” anlıyoruz, sadece tek ilah olan Allah’ta birleşmeyi, benim ilahım da birleşmeyi ve yaşamayı anlamaktayız. Bu konuda Allah (cc) diyor ki “Kendi istek ve tutkularını (nefsi hevâsını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan 43). Bizler, Hesap gününde peygamberimiz hazır yanımızda olurken hangi yüzle şefaatini talep edeceğiz? Dünyada sana inanmıyordum veya inanır gibi yapıyordum ama dünyada peşinde koştuklarım beni aldatmış mı diyeceğiz? Peygamberimiz Alemlere rahmet olarak gönderildi yani Allah’ın Rahmet (Rahman & Rahim) sıfatı kendisinde külliyen mevcut dolaysıyla o bizleri yalnız bırakmayacaktır. Fakat Bizlerde yaptıklarımızı birebir sayarak karşılığını mutlak göreceğiz. “Oku kitabını! Hesap görücü olarak bugün sana nefsin yeter!” (Isra-14)

Sonuç olarak bizlerin kurtuluşu, Allah (cc) kitabından sadece “La ilahe illallah” bilip, gönülden ihlaslı şekilde hiçbir ortak koşmadan ve de Peygamberimiz (sav) “Muhammedîn Rasulullah” iman edip Ehli beytine sevgiyle bağlanmış olarak yaşarsak yeryüzü cennet olur. Ne yazık ki bizler Tevhit ve ilahi sözcüsüne gerçek manada amellerimizde ihlasla itaat etmediğimizden, riyakârlığımızdan ve de hakikati saptırdığımızdan dolayı insanlık ve ümmet zillet & zulmete içinde yaşamakta.

Mustafa Kemal TASPINAR

20 Ekim 2021

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM